Voltaire’i hatırlayarak…

Radikal, ülkemizdeki düşünce özgürlüğü sınırlarının AB standartlarına uygun olmasını hedeflemişti. O yoldaki katkıları unutulmayacak.

Radikal’in yayın hayatının sona ermesi, tabii, çok üzücü. Sadece Radikal gazetesinin mensupları ve okurları için değil, ülkemizin basın ve düşünce hayatı için de…

Değerli okurlarım biliyor, benim gazeteciliğe başladığımdan beri hayli zaman geçti. O zamanın yarısına yakını da Doğan Grubu gazetelerinde geçti. 2000’den önce grubun sahibi olduğu gazeteler arasında Milliyet, Finansal Forum, Referans ve Radikal de vardı. Onlarda da çalıştım. Belleğimde her birinden güzel anılar var.

Dün, tamamen tesadüf, evde kitaplarımı, kâğıtlarımı düzene sokmaya çalışırken, bir dosyadan Radikal’e yazdığım ilk yazının kupürü çıktı.

Tabii, büyük bir ilgiyle yeniden okudum. Başlığı “Hoşbulduk ve merhaba yazısı…”

Yazıda, gazetenin ‘hoş geldin’ anlamındaki anonsuna cevap vermeye çalışmışım. Şöyle demişim:

“(Bu hoşbulduk sözünü) kelimenin gerçek anlamıyla söylüyorum: Radikal, Türkiye’nin en saygın gazetelerinden biri. Eskiden ‘okunan gazete’ veya ‘okumak için alınan gazete’ diye bir tanımlama vardı. O tanıma tamamen uyuyor. Okurlarının elinde, başka birçok gazeteden daha uzun süre kalabiliyor.

Bu açıdan benim için Radikal’in ‘sadece okuru’ olmak da ‘iyi’ydi, ‘hoş’tu ama, gazeteyi hazırlayan genç arkadaşlarımın arasında Radikal okurları için yazmak, ayrıca ‘iyi’ ve ‘hoş.’”

***

İlk yazıyı yazarken dile getirdiğim bu kanı, Radikal’de yazdığım yıllar sırasında hiç değişmedi.

Radikal, adı üstünde, yayınlarındaki ‘fikir yelpazesi’ni mümkün olduğu kadar geniş tutma iddiasında olan bir gazeteydi.

Gazetenin ‘düşünce özgürlüğü’ alanının sınırları, Avrupa Birliği’nin insan hakları standartlarıyla tamamen örtüşüyordu. Şiddeti ve nefreti teşvik etmeme ilkesine uymak kaydıyla, o ‘yelpaze’de her görüşün yeri olabilirdi. Olmalıydı.

Gazete, söylenemeyen, ama gerçekten demokratik bir ülkede söylenebilen her şeyin Türkiye’de de söylenebilmesi gerektiği anlayışına katkıda bulunmaya çalışıyordu.

Bu anlayışın özeti, tabii, Voltaire’e atfedilen o ünlü cümledeydi:

“Düşüncelerine katılmıyorum, ama o düşüncelerini söyleme hakkını, hayatımın sonuna kadar savunurum.”

Bu cümlenin demokrasinin temelini oluşturan en önemli ilkelerden biri olduğu ortada…

Demokrasiyi ‘sadece seçim’den ibaret bir mekanizma zannedenlerin bile yadsıyamadığı gerçek şu:

Bir ‘seçim’in seçim sayılması için adının ‘seçim’ olması yetmez. Onun demokratik kurallara uygun olması gerekir. Bunun şartlarından biri de, o seçimlerde aday olan partilerin ve kişilerin seslerinin duyulabilmesidir. Söylediklerinin seçmenlere eşit koşullar altında ulaşabilmesidir.

O gereğin yerine getirilmesi de, basınla, yayınla, toplantıyla, gösteriyle ve zamanımızın tüm iletişim imkânlarının özgürce kullanılabilmesiyle mümkündür. O mekanizmaların gereği gibi işlememesi halinde, seçimin demokratik bir seçim olduğu iddia edilemez.

‘Düşünce özgürlüğü’, ‘basın özgürlüğü’, ‘toplantı özgürlüğü’ –veya hepsini kapsayan bir deyimle- ‘düşünceyi açıklama özgürlüğü’ demokratik bir seçimin –dolayısıyla demokrasinin- ‘olmazsa olmaz’larından biridir.

Radikal’in yayın ilkeleriyle herkese hatırlatmaya çalıştığı gerçeğin özeti buydu.

***

Tabii, bunları düşünce özgürlüğü konusunda Voltaire gibi düşünenlere anlatmak kolay da… O konuda çok daha kestirme bir çözüm oluşturmuş olanlara nasıl anlatacaksınız?

“Ya benim gibi düşünür, benim gibi konuşursun ya da ben seni düşman sayarım.”

Radikal’in kâğıda basıldığı dönemlerinde de, kâğıtsız dönemlerinde de, o ‘çözüm’ün hedefi haline getirildiği zamanlar oldu. Hakkında davalar açıldı. Yazarlarına tehditler yöneltildi. Sadece Radikal yazarlarına değil, Doğan Grubu’nun –aynı özgürlükçü ilkeler doğrultusunda yayın yapan- öteki gazetelerine de… Ama Radikal’de de, öteki gazetelerde de“Benim gibi düşünmeyenler, benim düşmanımdır” diyenleri tatmin edecek bir ‘değişim’i sağlamak mümkün olmadı.

Zaten böyle bir şeyi beklemek gerçekçi değil. Çünkü gazetelerin de, televizyonların da ‘fıtrat’ında böyle bir şey yok. Tam tersine, başka bir durum var: Gazete okuru, televizyon veya sosyal medya izleyicisi, haberin doğru olanını, yorumun samimi olanını, dürüst olanını bulup okumak, izlemek istiyor. Bunu bulamadığı gazeteyi okumuyor, televizyonu izlemiyor.

Tabii, doğru haberi, samimi yorumu arayıp bulması bazen vakit alıyor. Ama –biraz gecikerek de olsa- sonuç hep aynı oluyor.

Zaten bu gerçeğin kanıtını arayıp bulmak için fazla vakit harcamaya gerek yok. ‘Politikaları değişsin’ diye ‘kayyum’atanan gazetelerin ‘kayyumdan önceki’ tirajlarıyla ‘kayyumdan sonraki’leri karşılaştırmak yeter.

***

Bu yazıyı, Radikal’deki ilk yazımdaki o cümlenin ‘geçmiş zaman’lı haliyle bitireyim:

“Radikal, Türkiye’nin en saygın gazetelerinden biriydi.”

Bu cümleye bir de gelecekle ilgili tahminimi ekleyeyim:

“Radikal, anılarda da hep öyle kalacak. Ülkemizde demokrasi kültürüne yaptığı katkılar unutulmayacak.”

Radikal’in değerli okurları ile birlikte tüm çalışanlarına, gazete sahiplerine, kurucularına, yöneticilerine en iyi dileklerimle…

You may also like...