Unutulmuyor…

Hangi baskıyı yaparsanız, hangi zulmü yaparsanız yapın; isterseniz katliam ve hatta soykırım yapıp, “kökünü kazımayı” aklınızdan geçirin; unutulmuyor!

Süleymaniye- Halepçe Katliamı’nın 28. yıldönümünde saat tam 11:40’da, kürsüdeki genç adam konuşmasını kesti. “Sizi ayağa kalkmaya davet ediyorum. Barış için elele tutuşun” dedi.

Bütün salon ayağa kalktı. Kürsüde Halepçe Katliamı’na dair bir hikaye anlatmakta olan iki genç adamın karşısında elele tutuştular. Türkiye’de saat 10:40’ı gösterirken, bundan 28 yıl önce, Halepçe’de 5000 kişinin canını alan kimyasal silahlarla şehrin bombalanması başlamıştı.

O yıl yani 1988’de, Halepçe Katliamı’ndan kısa bir sonra dönemin başbakanı Turgut Özal ile gayet tatsız geçen ve iki ülke arasında bir krizle sonuçlanan Bağdat ziyaretine ben de katılmıştım.

Turgut Özal’ın Saddam ile yaptığı konuşmayı, “kaynak belirtilmemek şartıyla” o görüşmede bulunan Dışişleri Müsteşarı Nüzhet Kandemir (daha önce Bağdat Büyükelçisi idi), Reşid Oteli’ndeki odasında kelime kelime, bana ve Yalçın Doğan’a anlatmıştı.

Turgut Özal, beklenmedik biçimde Halepçe Katliamı’nı da gündeme getirmiş ve Saddam, “Onlar Irak’a ihanet ettiler. Cezalarını gördüler” diye kestirip atmıştı.

Halepçe, Süleymaniye’nin arabayla iki saat uzağında, sırtını duvar gibi yükselen Havraman Dağı’nı dayamış bir Kürt kenti. Havraman’ın arkası İran. Saddam, sekiz yıl süren ve 20. Yüzyıl’ın son en kanlı büyük savaşının son döneminde, İran’a askeri gözdağı vermek için, Halepçe’nin Kürt halkına karşı soykırıma girişmişti. İran’a Kürtler üzerinden “mesaj”veriyordu.

Daha doğrusu, bunu kimyasal silahlar kullanarak, “hain” diye nitelediği binlerce insanın cansız bedeni üzerinden yapıyordu.

Bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilen “Süleymaniye Forumu”nun açılış konuşmasını yapan Barham Salih, 28 yıl öncesine gönderme yaparken, en ön sırada Kürdistan Bölge Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani, Kürdistan Parlamentosu Başkanı Dr. Yusuf Muhammed, az ötedeki Suriye PYD Eşbaşkanı Salih Müslim gibi Kürt yöneticilerin yanıbaşında oturan aralarında Arap Birliği’nin eski başkanı Mısır’lı Amr Musa’dan gayrı Irak Dışişleri Bakanı, Cumhurbaşkan Yardımcısı ve çeşitli bakanlardan oluşan ve Bağdat’dan Süleymaniye’ye gelmiş olan Arap siyasi şahsiyetlerine dönerek, “Bundan 28 yıl önce Bağdat’tan buraya katliam yapmaya uçak geliyordu, şimdi Bağdat’tan gelenlerle birlikte barış arayışı içindeyiz” dedi.

 

O arada, zihnim geçmişte dolaşmaya başlamıştı. Saddam’ın Halepçe Katliamı’nın üzerine, Türkiye’ye ilk Kürt göçü olmuştu. Aileleriyle Türkiye’ye sığınan Kürtlere, Kürt kelimesini kullanmamak amacıyla, belirgin bir aşağılama vurgusuyla “peşmerge” denmişti.

Turgut Özal, “peşmergeler”in yani sığınmacıların Türkiye’ye alınmasına devlet yapısının şiddetle karşı koyduğunu, kendisinin koyduğu ağırlıkla ülkemize kabul edilebildiklerini bana daha sonraları anlatacaktı.

Bir yandan, 28 yılda ne kadar çok şey değişmiş olduğunu aklımdan geçirirken, diğer yandan da Kürtlerin bölge çapında henüz “katliam ihtimalleri”nden kendilerini tümüyle sıyıramamış olduklarını aklımdan geçiriyordum.

Kürsüde yapılan açılış konuşmaları, “Kürt sorunu”nun federal yapısı anayasallaşmış Irak’ta bile çözülmemiş olduğunun kanıtı gibiydi.

Neçirvan Barzani, “Kürtlerin artık Irak hükümetine güvenini kaybettiği”ne vurgu yaparak, “yeni bir yönetim şekli” ve “yeni bir formül” düşünme gereğine dikkat çeker yani “bağımsızlık” imasında bulunurken, Dışişleri Bakanı İbrahim Caferi ile Hüseyin Şehristani, “Kürtlersiz Irak’ın varolamayacağı”nı dillendirerek, satır aralarından mesajlaşıyorlardı.

IŞİD’e karşı mücadelenin bir numaralı Amerikalı yetkilisi olan Brett McGurk, en dikkatle izlenen konuşmacıların başındaydı.

Salih Müslim

Bu yıl dördüncüsü yapılan “Süleymaniye Forumu”nun “yıldız” muamelesi gören isimlerinden biri ise  PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’di.

Ankara’daki terör eylemini şiddetle kınadığını söyledi ve olayla ilgili her türlü bağlantıyı kesin bir dille reddetti. Salih Müslim, IŞİD’in başkenti Rakka’nın askeri olarak ele geçirilmesinin mümkün hale geldiğini, bazı teknik sorunların bulunduğunu ama en önemlisinin Rakka’nın IŞİD’den alındıktan sonra kim tarafından ve nasıl yönetileceği sorununun çözülmemiş olduğuna dikkat çekti.

Bu arada, Ankara’yı da “DAİŞ zihniyeti”nde bir iktidarın bulunduğu iddiasıyla eleştirdi ve “Nusra Cephesi’yle işbirliği”yapmakla suçladı.

Toplantı salonu ve kulislerindeki son derece ilginç ve önemli yanları bir yana, benim için “Süleymaniye Forumu”nun en önemli ve tek unutamayacağım yanı, yazının başında söz ettiğim iki genç adamdı.

Halepçe’nin 28. yıldönümünde, kimyasal bombaların atılmaya başlandığı saatte kürsüden o katliamın öyküsünü anlattılar. Biri, bir süre anlattıktan sonra, diğeri mikrofonu devralarak devam ediyordu.

Hikaye anlatılırken, 2010 yılında bu hikayeyi Halepçe’de Soykırım Müzesi’nde dinlediğimi ve hikayenin kahramanlarına içimde büyük merak uyanmış olduğunu hatırlayıverdim.

İçlerinden adı Peşava Ahmed olanı, bir ailenin evlerinde bombardımana yakalandığı sırada, üç aylık bir bebeği bir sandalyeye bırakarak bir anda elma kokan gazı teneffüs ettiği anda hayatını kaybeden kocası Muhammed’in ve diğer çocuklarının yanına koşan Fatima adlı bir kadından söz etti.

Zmnako Ali ve Peşava Ahmed (Kürsüde sağda)

Fatima da bayılıvermişti. Gözlerini açtığında, kendisini İran’da bir hastane odasında bulmuştu. Ne eşi, ne diğer çocukları, ne de sandalye üzerine bıraktığı Halepçe yakınlarındaki dağlardan biri olan Zmnako’nun adı verilmiş olan üç aylık bebeği yoktu.

Üç aylık bebek, Meşhed’de yaşıyan bir İranlı aileye verilmiş, o ailede küçük yavruya Ali ismini takmıştı. Ali, 17 yaşına geldiği vakit, onu büyüten İranlı ailesi ona “gerçeği” açıkladılar. O, 22 yaşına geldiğinde köklerinin peşine düştü. Halepçe’ye geldi ve  DNA testleriyle gerçek annesi Fatima ile birbirlerine kavuştular.

Hikayenin bu noktasında, kendisi de Halepçe’de kurtulanlardan biri olan Peşava Ahmed, yanındaki diğer gence döndü, “İşte, o üç aylık bebek şimdi burada. Zmnako Ali! Ve Zmnako Ali, müthiş hoşgörü sahibi, barışsever bir insan!”

Ve, rastlantı eseri, kürsüde Türkiye bayrağının önünde duran Zmnako Ali’nin gözyaşlarını zaptetmek için dudaklarını ısırdığını, Salih Müslim’in hemen arkasında ikinci sıradaki yerimden görebiliyordum.

Bütün salon gözyaşları içinde ayağa kalkarak, 28 yaşındaki Zmnako Ali ile Peşava Ahmed’i dakikalarca alkışladılar. Ayakta alkışlar, aynı zamanda, Halepçe’de can verenlerin anıları önünde saygıyla yere eğilmek yerine geçiyordu.

Zmnako Ali, güzel bakan renkli gözlü bir genç adam. Sonra yanına yanaştım, hiçbir zaman görmemiş olduğu babasından gayrı kaç kardeşini kaybetmiş olduğunu sordum. “Dört erkek, bir de kız kardeşim varmış. Annemle ben kalmışız” dedi.

Peşava Ahmed, “Süleymaniye Forumu”nun her yıl düzenlendiği Süleymaniye Amerikan Üniversitesi’nde İş Yönetimi okumuş, ardından Açık Toplum Vakfı bursuyla Syracuse Üniversitesi’ne gitmiş. Şimdi Süleymaniye’de işini kuruyor.

Zmnako Ali, aynı üniversitenin mezunu. İletişim Teknoloji okumuş. Süleymaniye’e Ericsson’da çalışıyor.

Hangi baskıyı yaparsanız, hangi zulmü yaparsanız yapın; isterseniz katliam ve hatta soykırım yapıp, “kökünü kazımayı” aklınızdan geçirin; unutulmuyor!

Unutturamıyorsunuz.

Bir gün Zmnako Ali olarak ortaya çıkıveriyor!

You may also like...