Afgan Güzeli ve propaganda!!

Geçtiğimiz hafta sonu dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük gazeteler ve televizyonlar Afgan Güzeli Vida Samadzai’nin boy boy bikinili fotoğraf ve görüntülerini yayınladılar. Konu ile ilgili haberlerde ‘Afgan kadınının özgürlük mücadelesine’ vurgu yapılarak ‘burkadan kurtulduğuna’ işaret ediliyordu.. Vida’ya ilk tepki, Amerikalılar’ın atadığı Afgan hükümetinde Kadın İşlerinden Sorumlu Bakan Habibe Surabi’den geldi. Surabi, Vida’nın din, örf ve geleneklere aykırı bu görüntüsü ile Afganistan kadınını temsil etmediğini söyledi.

Ama hiç kimse Bakan Surabi’nin açıklamasını vermedi..

Oysa bakın gerçek neydi..

Vida Samadzai, 1996 başlarında yani, Taliban iktidara gelmeden önce ailesi ile birlikte Amerika’ya kaçmış.

Bazı Afgan kaynaklarına göre, Vida’nın babası CİA ile çalışıyordu. Vida, Amerika’ya gider gitmez bu ülkenin vatandaşlığına alındı.

O gün bugün 26 yaşındaki Vida Amerikan vatandaşıdır ve 9 yıldır Afganistan’a uğramamış..

Afganistan’da çıkmazda olan Amerikan yönetimi, Vida’yı kullanarak kendi kamuoyunda ve dünyada zafer kazanmış gibi davranmak istedi. Vida, Afganistan’ı temsilen Dünya Güzellik Yarışması’na davet ettirildi. Vida bu davetin kendisine, Afganistan’ın Washington’daki Elçiliği aracılığıya yapıldığını söyledi.

Tarihinde ilk ve tek bir kez (1972’de) güzellik yarışmalarına katılan Afganistan şimdi de Amerikan propagandasında bir figür olarak kullanılmak isteniyor..Washington’da dolaşan dedikodulara bakılırsa, 9 Kasım’da yapılacak yarışmada Vida’nın Dünya Güzeli seçileceği veya ilk 3’e gireceği söylenmektedir.

Böylece Amerikan yönetimi hedefini gerçekleştirecek!!

Afganistan halkını sefalete sürükleyen Amerika, Vida’yı özgürleştirmiş olacak!!

Afgan halkı buna tepkili.. Irak’ta olduğu gibi Amerikalılar Afgan halkının geleneklerini de bilmediklerini veya bilseler de bunlara saygı göstermediklerini kanıtlıyorlar.. Amerikalılar’dan farklı bir tavır da beklenemezdi..

Çünkü Amerikan sistemi tümüyle yalan ve propagandaya dayalıdır..

Başkan Bush, 11 Eylül Araştırma Komisyonu’nun önceki gün kendisinden istediği gizli bilgileri vermeyeceğini söyledi.

11 Eylül ile tüm bilgileri kendi kamuoyundan ve dünyadan saklayan Bush ve ekibi Malezya Başbakanı Mahatir Muhammed’e ve dolaysiyla Müslümanlar’a saldırmayı sürdürüyor..

Geçen Pazar günü Amerika’nın 16 bin kilisesinde ‘İsrail ve Yahudiler’le’ dayanışma ayinleri yapıldı. Bu ayinlere yaklaşık olarak 7 milyon Amerikalı katıldı ve birçok yerel televizyon bu ayinleri canlı olarak yayınladı. Merkezi New York’ta bulunan Uluslararsı Hıristiyan ve Yahudi Arkadaşlığı Örgütü tarafından düzenlenen bu kampanyada ‘radikal İslam ve bu İslam’ın dünya uygarlığı için ne denli tehlike oluşturduğuna’ dikkat çekildi ve Hıristiyan-Yahudi ittifakının bu tehlikeye karşı birlikte mücadele etmesi gereğinden söz edildi. Ve bu amaçla tüm dünya Hıristiyanları’nın İsrail’in ve Yahudiler’in yanında durması ve onları desteklemesi istendi..

Amerika’da İsrail yanlısı bu propaganda yapılırken Türk medyasında iki ilginç yazı yayınlandı.

İsrail’i çok iyi tanığını bildiğim Ayşe Karabat Radikal’deki köşesinde Cumartesi günükü yazısında İsrail toplumunun kadını nasıl aşağıladığını anlatıyordu:

‘Ayın belli günlerinde karısına dokunması din gereği yasak olduğu için ayrı yataklarda uyuyorlardı. Adam, sabah erkenden uyandı. Dua şalını üzerine geçirdi ve Allah’a şükretmeye başladı, verdiği nimetler için, onu doğru yola sevkettiği için.. Sonlara doğru şunlar döküldü dudaklarından: ‘Allahım beni kadın yaratmadığın için sana şükürler olsun’..

Cinsiyetinden memnun olduğu için tam tersi yönde dua eden ben, sinema perdesinde bu sahneyi gördüğümde ister istemez gülümsedim. Ama sonra öğrendim ki, Yahudiler her sabah dua ederken bu cümleyi tekrarlıyormuş..’..

Pazar günü, Filistin İntifadası’nın 3. yılına iki sayfasını ayıran ve İsrail gerçeğini tüm çıplaklığı ile kendi okuyucusuna anlatan Sabah’ta bir değerlendirme yazısı yazan Umur Talu bakın İsrail’in başka bir gerçeğini nasıl anlatıyordu:

”İsrail, kendi varlık koşullarının anti-tezi haline gelmiş bir devlet.

Yaşayabilmek, sürülmemek, ayrımcılığa, ırkçılığa maruz kalmamak, dini-milli faşizmlerin elinde kavrulmamak, toprağa, vatana, haklara, özgürlüklere, öz saygıya sahip olmak üzere ‘devlet olarak örgütlenen bir halk’..

Tam tersine dönüşüp yaşatmayan, ayrımcılık yapan, ırkçılık sınırlarında dolanan, dini-milli faşizme sarılan, toprağa, vatana, haklara, özgürlüklere sahip olmak isteyenleri mahrum bırakan, öz saygıyı ezen ‘bir halkın bağımsız devlet olarak örgütlenmesini boğan’.. saldırgan, askeri bir güç oldu. ‘Ortadoğu’daki tek demokrasi’, demokratik değerleri ve temel insan haklarını reddeden bir ‘teokrasi’ gibi..

Tarihin kötü tecellisi, Ortadoğu’ya dünyaya nizam verme arzusundaki ABD yönetimi içinde de bir ‘militer-teokratik İsrail devleti’ örgütlü.

Tarihin kötü tecellisi, bizim devletimiz de, ‘o ABD’nin sermaye-lobi-destek gibi vaatlerin, istihbarat–tank gibi militer bağların etkisinde, o eksende yuvarlanıp durur genellikle”.

İşte İsrail gerçeğinin yanında, bir de Amerikan gerçeği!

Afgan kadınına özgürlük getirme propagandası yapan Amerikan yönetimi Ayşe Karabat’ın ve Umur Talu’nun çerçevesini çok iyi çizdikleri İsrail toplumuna ve devletine sahip çıkıyor..

Peki ya Türkiye!!

You may also like...