Araplar ve demokrasi!!

Önceki gün (pazartesi) değerli meslektaşımız Hasan Cemal Milliyet’teki köşesinde ‘Arap dünyası, değişim, demokrasi’ başlıklı bir gözlem yazı yazmıştı.. Hasan Cemal bu yazısını Dünya Ekonomik Formu’nun yapıldığı Ürdün’ün Lut Gölü kenarındaki bir kasabadan yazmıştı..

Bu yazısında Hasan Cemal Arap dünyasındaki değişim rüzgarlarından umutla söz ediyor ve sonuç olarak bakın ne diyor:

‘Yoksulluk ve siyasal azgelişmişlik Arap dünyasına damgasını vurmuş durumda. Arap dünyası adaletsizlik ve eşitsizlik içinde yüzüyor. Yozlaşma ve yolsuzluğun alıp başını gittiği rejimler çoğunlukta..

Ekonomik ve siyasal liberalleşmeye karşı olmak, yeniliğe kapıları sımsıkı kapalı tutmak, Batı’ya kızmak, Amerika’yı eleştirmek, İsrail’e lanet yağdırmak yıllardır çözmedi Arap dünyasının sorunlarını, başarıyı getirmedi.’

Yazının birinci pragrafındaki tesbitler neredeyse Türkiye’ye de uyuyor.. Adaletsizlik, eşitsizlik, yozlaşma, yolsuzluk..

Onun için bu konuda fazla bir şey söyleme gereğini duymuyorum.. Beni asıl rahatsız eden ikinci paragraftır..

Bölge tarihini de çok iyi bildiğine inandığım Hasan Cemal Arap dünyasında var olan bir sorunu çok iyi tesbit ediyor.

Ama Hasan Cemal’ın yapması gereken bundan ibaret olmamalıydı..

Madem ki sorunu net ve doğru olarak ortaya koyuyor o zaman sorunun nedenini de anlatmalıydı..

Yani neden ve süreci dikkate almaksızın bizlere yalnız sonucu gösteriyor..

Yani çok ağır hasta olduğunuzu söyleyip de bu hastalığın neden olduğunu anlatmayan doktor misali!!

Hasan Cemal ‘Araplar’ın sürekli olarak Batı’ya kızdıklarını, Amerika’yı eleştirdiklerini, İsrail’i lanetlediklerini ancak sorunlarını çözemediklerini’ söylüyor..

Oysa Hasan Cemal Araplar’ın neden Batı’ya kızdıklarını, Amerika’dan nefret ettiklerini ve İsrail’i lanetlediklerini anlatmıyor..

Araplar 400 yıl (yani 8 kuşak) Osmanlı egemenliği altında yaşadıktan sonra 1916’da ayrılmaya kalkıştılar.. Ayrılmanın nasıl ve neden geliştiğini tarih çok iyi anlatmaktadır..

Tabiî ki ‘Araplar bizi arkadan vurdu’ gibi yüzeysel, kasıtlı ve ciddiyetten uzak bir söylem ile değil!!

Çünkü Hasan Cemal tarihin bu bölümünü ey iyi bilenlerdir..

Çünkü onun dedesi Cemal Paşa’dır ve o sıralarda Şam Valisi’dir..

İttihat ve Terakki’nin en önemli 3 liderinden biri olan Cemal Paşa 5-6 Mayıs 1916’da Suriye ve Lübnan’nın aydınlarını toplayarak idam etmiştir.. O aydınlar kalsaydı belki Suriye ve Lübnan bugün Türkiye kadar demokratik olabilirdi!!

İngiliz Lewrance anılarında der ki ‘ Cemal Paşa’nın idamları olmasaydı Şerif Hüseyin’i ayaklandırmak çok zor olacaktı’..

Tarih sayfaları ise Cemal Paşa’nın o idamlarını, İttihat ve Terakki’nin masonlar ve siyonistler ile ilişkilerini, Osmanlı’yı yıkma ve Araplar’ı ayaklandırma çabalarını en ince detayla- rıyla anlatmaktadır..

Konumuz bu olmadığı için şimdilik bunları anlatmak istmiyorum..

Ancak yine de konumız Şerif Hüseyin’in ayaklanması..

Dikkat edin Araplar’ın ayaklanması demiyorum.. Çünkü Şerif Hüseyin yalnız ve yalnız Mekke Emiri idi ve söylendiği gibi Osmanlı’ya ayaklanacak gücü yoktu.. İngiliz Allenbi’nin komutasında Osmanlı’ya karşı savaşan İngiliz birliklerinin içinde bazı aldatılmış Arap aşiretlerinin yanısıra en ağırlıklı ve aktif olarak görev alanlar Yahudi çeteleridir..

Yani Osmanlı’yı arkadan vuran Araplar, değil Yahudi çeteleridir. Tabiî ondan önce mason ve siyonist destekli İttihat ve Terakki’dir!!

Osmanlı’nın bölgeden ayrılmasından sonra bakın neler oldu ..

İngilizler ve Fransızlar bölgeyi paylaştı.. Mekke Emiri olan ve doğal olark Suudi Kırallığı’na getirilmesi gereken Şerif Hüseyin Ürdün’e gönderildi (o zaman bu ülke yoktu) ve kral ilan edildi. Oğullarından biri Suriye, diğeri Irak’a kral tayin edildi. Daha sonra Fransızlar Suriye’yi işgal edince Şerif Hüseyin Ürdün’de, oğlu Faysal Irak’ta kral olarak kaldı..

Bu arada İngilizler Filistin’i Yahudiler’e vermek için hazırlıklara başladı..

Ürdün o gün bugün önce İngiliz, daha sonra da Amerikan yandaşı politika izlemektedir.. Körfez bölgesinde yaratılan emirlikler, krallıklar, şeyhliklerin durumu bundan farklı değil.

Irak halkı Kıral Faysal’dan 1958’de kurtuldu..

İngiliz ve Fransızlar’ın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölgeden ayrılmasından sonra bu kez Amerika devreye girdi..

1948’de Amerikalılar Arap dünyasının tam ortasında yani Filistin’de İsrail devletini kurdurttu ve Arap dünyasını coğrafi olarak da ikiye ayırdı..

İsaril devletinin kurulmasından sonra bölgede birçok savaş yaşandı.. Tüm bu savaşlarda Amerika tüm ağırlığı ile İsrail’in yanında yer aldı.. Arap ülkeleri sürekli yenildi.. Yenilginin bir tek nedeni vardı.. O da işbirlikçi Arap yönetimlerinin ihaneti..

Şimdi Hasan Cemal sorabilir..

Neden Arap halkları bu yönetimlerden kurtulmuyor..

Aslında Hasan Cemal bu sorunun yanıtını da bilir..

İngilizler’in yarattığı bu yönetimleri Amerika tüm gücü ile korumakta ve iktidarda kalmaları için gereken herşeyi yapmaktadır..

Yani Arap dünyasında değişim, reform ve demokrasiyi engelleyen bu yönetimlerin arkasında hep Amerika vardır..

Çünkü bu yönetimler yalnız Arap dünysında değil tüm dünyadaki Amerikan çıkarlarına hizmet etmişlerdir..

Amerikan dostu bu yönetimlerin bir tek düşmanı var o da kendi halklarıdır..

Onun için özgürlük, değişim ve demokrasi isteyen kendi halklarını hep sindirmişlerdir.. Tüm bu sindirmelerin arkasında Amerikan ve İngiliz ve zaman zaman İsrail’in rolü olmuştur..

Örneğin Ürdün Kralı Hüseyin’e yapılan onlarca suikast girişimi Amerikan, İngiliz ve İsrail istihbaratı tarafından önlenmiştir.. Aynı durumlar işbirlikçi diğer Arap yönetimleri için de geçerlidir.

Lübnan’da olduğu gibi zaman zaman demokratikleşme süreçleri yaşandığında da aynı güçler bunu engellemek için her türlü yola başvurdular.. Amerika’nın bu ülkeyi iki (1958-1981) kez, İsrail’in de bir kez işgal etmesini Hasan Cemal kadar herkes hatırlamaktadır..

Bu arada Nasır gibi bazı yurtsever ve anti-emperyalist liderler çıktığında da aynı güçler harekete geçiyordu..Nasır’ın Arap ulusunu toparlama girişimleri bu güçler tarafından engellendi..

Mısır, Lübnan ve Suriye, İsrail devletinin 1948’de kurulduğundan bu yana milli gelirlerinin büyük bölümünü askersel harcamalara ayırmak zorunda bırakıldı.. Toprağı işgal edilimiş ve sürekli iç ve dış tehditlerle karşı karşıya bırakılan bir ülkenin ve halkının reform, değişim ve demokratikleşme mücadelesini yapması beklenemezdi.. Hele hele Saddam gibi liderler de işbaşına getirilip uzun yıllar bu görevde kalmaları sağlanıyorsa..

Yine Hasan Cemal burada da sorabilir, neden Irak halkı Saddam’dan kurtulamadı..

Kurtulmaya çalışmasına çalıştı da ama Amerikan destekli Saddam yalnız kendi halkına değil aynı zamanda İran halkına karşı da saldırtıldı.. Saddam milyonlarca Iraklı ile İranlı’yı öldürttü.. Amerika ise hiçbir zaman Saddam’a diktatör veya insan haklarını ihlal ediyorsun demedi.. Hasan Cemal son 30 yılllık arşivlere bakabilir ..

Şimdi umarım Hasan Cemal Araplar’ın neden Batı’ya kızdığını, Amerika’yı eleştirdiğini (eleştiri hafif kaçıyor) ve İsrail’i lanetlediğini anlamıştır.

Yine umarım ki Hasan Cemal, yoksulluğun ve siyasal azgelişmişliğin Arap dünyasına damgasını neden vurduğunu ve Arap dünyasının adaletsizlik, eşitsizlik yozlaşma ve yolsuzluk içinde yüzdüğünü anlamıştır.

Bugün dünyanın dört bir yanında bile çok farklı düzeylerde görev alan Araplar’ın geri zekalı, beceriksiz, geri kalmış çağdışı ve demokrasiden anlamaz olduklarını herhalde ve umarım Hasan Cemal da düşünmüyordur!!

Hasan Cemal Araplar’ın, Türkler’den farklı olmadıklarını söylemeliydi. Ne de olsa 400 yıl birlikte yaşamışlardı!!

Kaynak: Yeni Şafak Gazetesi

You may also like...