Biraz da Kıbrıs!!

Geçtiğimiz Çarşamba günü Atina’da yapılan Avrupa Zirvesi’nde Kıbrıs Cumhuriyeti Avrupa Birliği üyesi oldu.. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ise Rumlar, yani Güney Kıbrıs temsil edecek..

KKTC ise bu denklemin dışında kaldığı gibi Türkiye’nin AB ile ilişkileri daha da zorlaştı.. Çünkü bundan böyle Yunanistan ile birlikte Rumlar’ın da veto hakkı olacak.. Kıbrıs’ta istenilen tavizleri vermeyen ve Ege’de çözüme yanaşmayan bir Türkiye’nin AB’ye girişi giderek zorlaşacak, belki de imkansızlaşacak..

Sanıyorum bu doğruları ve onlarla ilgili bir sürü olumsuz detayı bilmeyen yoktur..

Yok olmasına yoktur ama yine de medyadaki o ünlü meslektaşlarımız bir kez daha bizleri şaşırtı..

Yıllardır Kıbrıs konusunda kahramanlık söylemlerini dillerinden ve köşelerinden eksik etmeyen ve Kıbrıs’ta hiçbir şekilde taviz verilmemesi gerektiğini savunan bu meslektaşlarımız her ne oldu ise de birden bire ‘verelim kurtulalım’ demeye başladılar ..

O da yetmedi bu meslektaşlarımıza göre AK Parti’nin Kıbrıs politikası yanlıştı.. Sanki AK Parti 40 yıldır iktidarda..

Oysa AK Parti iktidarının daha ilk günlerinde Kıbrıs’ta çözümün gereğinden söz etmeye başlamış ve aynı köşe yazarları Erdoğan’ı Kıbrıs’ı satmakla suçlamışlardı..

Daha sonra AK Parti devletin geleneksel politikasının etkisinde kalarak söylemlerinden vazgeçince bu kez aynı yazarlar Erdoğan’ı ciddiyetsizlikle suçlamaya başladılar.. Bu yazarlara göre Rumlar’ın AB’ye girişinin neredeyse tek suçlusu AK Parti ve onun ‘politika bilmeyen’ yöneticileridir..

Oysa 40 yıldır Türkiye’yi yönetenler hep yanlış yapmışlardır..

1974’teki Barış Harekatı hariç hep taktik politikalar uygulanmıştır.. Bu tür politikaların er ya da geç Türkiye’yi yalnız Kıbrıs konusunda değil aynı zamanda AB konusunda da çıkışı olmayan bir yola sürekleyeceğini herkes bilmekteydi..

Çünkü 1974 sonrasında Türkiye’ye ambargo uygulayan müttefik Amerika KKTC’nin tanınmaması için tüm tedbirleri almıştır..

Amerikalılar KKTC’yi tanımaya yeltenen bazı Müslüman ülkeleri tehdit etmiş ve diğer ülkelerin de KKTC’yi tanımaması için BM Güvenlik Konseyi’den karar çıkartmıştır..

İsrail ile birlikte BM kararlarına uymamayı bir gelenek haline getiren ABD Kıbrıs ile ilgili kararı uygulamamaya yeltenen ülkeleri tehdit etmiştir.. Bununla da yetinmeyen Amerikalılar 35 yıldır Türkiye’ye baskı uygulamış ama zaman zaman da Kıbrıs konusunu Yunanistan ile Türkiye arasında bir kart olarak kullanmaktan geri kalmamıştır.. Başka deyişle Kıbrıs sorununun çözülmemesi Amerikalılar’ın işine geliyordu.. Yoksa Bosna gibi karmaşık bir sorunu çözen ve Afaganistan ile Irak’ı işgal eden Amerikalılar nasıl oluyor da Kıbrıs gibi çok kolay bir sorunu çözemiyordu!!

Yoksa ‘Türkiye dostu’ Yahudi lobileri Rumlar’dan yana mı tavır almıştı.. Belki de aynı lobiler BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a (eşi Yahudi’dir) da baskı yaparak Türkler’i haksız göstermesini mi istemişlerdi..

Yoksa Kıbrıs’taki Müslüman Türkler’in haklarını görmezlikten gelen Annan nasıl oluyor da Doğu Timor’daki Hırıstiyan azınlığa bağımsız bir devlet kurduruyordu..

Yoksa bazılarının gücünü göklere çıkarttığı Yahudi lobisi Türkiye lehine değil de aleyhine mi çalışıyordu..

Türkiye’yi AB’ye sokamayan ve Kıbrıs’ta haklı bir çözümü Amerikalılar’a ve Avrupalılar’a kabul ettiremeyen bir Yahudi lobisi ne işe yarar!!

Oysa Türkiye’yi İsrail’in yanına koymak isteyenler hep bu lobinin yararlarından söz ediyorlardı.. Yoksa yarar dedikleri şey günlük ve kişisel midir!!

Eğer öyleyse bu yolun da sonu Kıbrıs ve AB konusunda olduğu gibi çıkmazdır..

Kendi işadamını KKTC’de yatırım yapmak konusunda ikna edemeyen bir politika dışarda hiç kimseyi ikna edemez ..

Elbette Kıbrıslı Türkler’in davasında haklı oldukları çok şey var.. Ancak bu haklılığı uygun zaman ve mekanda doğru bir şekilde savunamayan bir politika bu hakların sağlanmasını hiçbir zaman gerçekleştiremez.

Uluslararası ilişkilerde kâr ve zarar hesaplarının birbirini karşılaması her zaman gerekli değildir.. Önemli olan bu hesaplamanın ne tür denklemleri sıfırlayacağıdır!!

Sıfırlanmayan denklemler çoğaldıkça da eksilerin artıları yakalaması zorlaşır.

Türkiye’nin de sorunu bu olsa gerek ..

Şimdiye kadar hep geçici çozümleri tercih eden Ankara sonunda büyük ve zor kararı vermek zorunda kaldı.. Çünkü sorun da giderek büyüdü..

Peki şimdi AK Parti ne yapacak..

Sanıyorum herkes sorunun ne kadar ciddi olduğunun farkında ..

AK Parti siyasi irade olarak hiç gecikmeksizin gerekli değerlendirmeleri yaparak en uygun kararı hemen almalıdır..

Kalp krizi geçirmekte olan ve neredeyse tüm kalp damarları ve kapakçıkları parçalanmak üzere olan bir hastaya efor test yapmanın hiçbir anlamı yoktır!!

Kıbrıs sorunu çözülmezse Türkiye’nin 80 yıllık AB (muasır medeniyet ) sevdası son bulacaktır..

Bunun tersini düşünenler hâlâ varsa çıkıp bunu Türk halkına anlatsınlar.. ‘Avrupa bizim umrumuzda değil’ diyorlarsa o zaman durum değişir..

AB sevdası biten bir Türkiye’yi ise çok tehlikli süreçler bekler..

Yüzüne Avrupa kapıları kapanan bir Türkiye Ortadoğu’ye dönecek durumda değil.. Türkiye bunu haketmiyor..

Her şeye rağmen 50 yıllık bir demokrasi geleneği ile yaşayan Türkiye olsa olsa Ortadoğu ülkelerine ideal bir örnek olabilir.. Bölge ülkeleri Türkiye’den çok şey öğrenebilir ..

Türkiye de onlarla ilişkilerinden önemli ekonomik avantajlar sağlayabilir, ileriye dönük stratejik birliktelikler yaratabilir..

Sorunlarını çözmüş ve bölge ülkeleri ile sağlıklı ilişkiler kurmuş bir Türkiye başkalarına karşı ilişkilerinde direnme gücü kazanır..

Çünkü AB’den uzak kalmış (veya bırakılmış) bir Türkiye kendini ABD’ye daha fazla yanaşmak zorunda hisedebilir..

Avrupa’dan kopmuş ve bölge ülkeleri ile dostlukları olmayan bir Türkiye’yi Amerikalılar çok daha kolay etki altına alabilir..

Amerikalılar ise böyle bir Türkiye’yi kendi bölgesel çıkarları için kullanmak isteyecektir.. Bölgesel çıkarlar deyince de doğal olarak akla İsrail geliyor..

Yani Amerikalılar 1996’den beri uğraştıkları gibi Türkiye’yi İsrail’in yanında görmek istiyorlar..

Nereden nereye geldik ..

Ne dersiniz biraz daha tarihi hatırlayalım mı!!

Hani şu Haçlı-Siyonist ittifakının tarihi!!

You may also like...