Gül, petrol ve kan!!

Pazartesi yayınlanan son yazımdan bu yana inanılmayacak kadar çok önemli gelişmeler yaşandı.. Tüm bu gelişmelerle ilgili olarak söylenecek çok şey var..

İşte bu nedenle bugün ve yarın bu olayların ilginç yanlarına dikkat çekmek istiyorum..

Ancak tümü önemli olmasına rağmen sıralamayı bozarak Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Cuma günü Derya Sezak’a verdiği demeçle başlamak istiyorum..

Çünkü bu demeci ben Türkiye dışındayken ajanslardan takip ettim. Hemen hemen tüm dünya ajansları bu demeci flaş haber olarak veriyordu ve başlığına da ‘Türkiye Kerkük ve Musul petrolünü istiyor’ cümlesini çıkarıyordu..

Bu haberden bir saat sonra Kerkük’te bulunan El-Cezire muhabiri Yusuf El-Şerif’i aradım.. Gül’ün demecinin orada duyulup duyulmadığını sordum.. Yusuf ‘ duyuldu ve Kürtler’de çok ciddi tepkiye neden oldu ‘ dedi..

Yusuf bir iki saat sonra bu kez kendisi aradı ve Kürtler’in 7 Türkmen’i öldürdüğünü söyledi..

Dün de tüm Türk televizyonları Kerkük’te yürüyüş yapan Türkmenler’e, Kürtler tarafından nasıl ateş açıldığını ve Amerikalı askerlerin de olup bitenlere karşı nasıl seyirci kaldıklarını yansıttılar.

Bu olaylarda da 2 Şii Türkmen öldürüldü ve 11 Türkmen yaralandı..

Sünni ve Şii Türkmen meselesini başka bir yazı konusu olarak ileride yazacağım..

Ancak biz burada konumuza dönelim ve Sayın Gül’ün dediklerine bakalım..

‘Türkiye’nin kimsenin toprağında gözü yok. Türkiye’nin stratejik çıkarları Anadolu’ya hapsedilemez. İstikrarlı bir Irak Türkiye’nin çıkarınadır. Oradaki petrolden de Türkiye hakkını, hukuki bir düzen içinde alacaktır’..

Sayın Gül’ün bu sözleri, Türkiye’nin Irak ve bölge politikası ile ilgili olarak yeni tartışmalar başlattı. Aslında rahmetli Özal zamanında başlayan bu tür tartışmalar şimdi de farklı bir boyut kazanıyor..

1991 Irak savaşı sırasında da Özal, Türk ordusuna Kuzey Irak’a girmesi emrini vermiş ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Torumtay bu emre itiraz etmişi.

O sıralarda Kürt liderler Barzani ve Talabani, Özal’a ‘Türk askeri gelirse Kürtler de Türk bayrağını çeker’ diyorlardı..

Şimdi ise, aynı iki lider ‘Türk askeri gelirse, buraları onlara mezar ederiz’ diyorlar!!

Ve yine aynı iki lider Amerikan işgali ile birlikte Kerkük ve Musul’u ele geçirdikten sonra Türkmenler’e karşı beklenen kışkırtmalarına ara vermediler.. Amerikan askerlerinin, Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına torba geçirmesi ve Ankara’nın buna karşı tepkisiz kalması Barzani ve Talabani’yi cesaretlendirmiştir..

Bu ikili Türk askerinin Irak’a gelmesine izin vermeyecektir. Giderse de kışkırtmalarından vazgeçmeyeceklerdir. Amerikalılar da Türkiye’den yana değil, her zaman Kürtler’den yana tavır alacaktır..

Türkler ağızları ile kuş tutsa da bu gerçek değişmeyecektir..

Savaş öncesinde, sırasında ve sonrasında hep bu gerçeğe dikkat çekmek istedim. Bunun tezkere ile ilgisi yoktur!!

İşgalden bu yana yaşanan ve dün Kerkük’te devam eden olaylar bunu kanıtlamaktadır..

Peki böyle bir ortamda ‘stratejik çıkarlarını Anadolu’ya hapsetmeyecek olan Türkiye’ ne yapacak!!

Acaba hangi uluslararası hukuk, dengeler ve hesaplar Türkiye’ye Irak petrolünde pay verecektir!!

Kendi çıkar hesaplarını bile henüz netleştirmeyen Amerika, acaba neden ve nasıl Türkiye’nin stratejik hesaplarını ve Irak’taki petrol payını düşünecektir..

Bizim bilmediğimiz birtakım olaylar varsa o zaman iş değişir.. Ancak mesleğimiz gereği kazandığımız bilgi ve deneyimler ve bölgedeki gerçekler bizlere mutlak bir doğruyu her zaman kanıtlamıştır..

O da ‘ Amerikalılar yalnız ve yalnız kendi çıkarlarını düşünür’

Amerikalılar, dost ve müttefik değil kendilerine hizmet edecek sadık hizmetkarlar ararlar.. Bu acı gerçek İngiliz Başbakanı Blair için geçerlidir.. İngiliz medyasının Blair’i Bush’ın aile köpeğine benzetmesi boşuna değildir..

Şimdi tüm bu gerçekler ortadayken ve Sayın Gül dahil herkes tarafından fazlası ile bilinmesine rağmen acaba, Bakan Gül neden bu tür bir demeci verme gereğini duydu!

Başta Iraklılar (Türkmenler hariç) olmak üzere, Suriye ve İran ve diğer bölge ülkelerinin yakından izlediği(!) bu demeç, Ankara’nın ve AK Parti hükümetinin son aylarda kazandığı olumlu imaj ve prestij ile hiç bağdaşmamaktadır..

Kaldı ki unutulmamalıdır ki, hiçbir petrol sahasında gül yetişmez..

Bazılarına göre ‘kara altın’ olarak tanımlanan petrol ise, tam tersine halklar için hep kapkara kan olmuştur..

20. yüzyılın başlarında Arap yarımadsında keşfedilen petrol bu bölge insanına mutluluk getirmemiştir..

Petrol yüzünden Osmanlı devleti İngiltere, Fransa ve siyonistler tarafından yok edilmiş, siyonist İsrail devleti başta İngiltere sonra da Amerika tarafından yaratılmış ve bunu izleyen yıllarda bölgede yan çatışmalar hariç 8 büyük savaş yaşanmıştır..

Hepsi petrol içindir..

1948’de Filistin toprağı üzerinde kurulan İsrail devleti Arap ülkelerine saldırdı.

1956’da İngiltere, Fransa ve İsrail Mısır’a saldırdı..

1967’de İsrail, Mısır, Ürdün ve Suriye’ye saldırdı ve bu üç ülkenin toprağını işgal etti.

1973’te İsrail yine Mısır ve Suriye ile savaştı.

1980’de Amerika’nın oyununa gelen Saddam İran’a saldırdı. Savaş 8 yıl sürdü.. Bir milyoın insan öldü ve yaralandı.. Savaşın maliyeti ise 300 milyar doları aştı..

1982’de İsrail, Güney Lübnan’ı işgal etti.

1990’da yine Amerikalılar’ın oyununa gelen Saddam bu kez Kuveyt’i işgal etti. 8 ay sonra, arkasına tüm dünyayı alan Amerika Kuveyt’i kurtardı. Bu savaşın Körfez ülkelerine maliyeti 600 milyar dolar. Yani bu ülkeler petrolden biriktirdikleri tüm paralarını savaş masrafı olarak Amerikalılar’a ödedi.

1974’te Arap ülkeleri Amerika’ya petrol ambargosu başlatıp petrol fiyatlarını artırdıklarında Kissinger ‘bırakın yapsınlar, nasıl olsa gün gelir biz de biriktirecekleri petrol parasını onlardan kat kat alırız’ diyordu..

2003’te Amerika ve İngiltere, Irak’ı işgal etti..

Ortadoğu’da 100 yıl ömrü olduğu söylenen petrol dosyasının kapandığını kimse sanmasın..

İçinden petrol çıkarılan kuyular daha çok insanımızın gül rengi kanlarıyla doldurulacaktır!

Bunu önlemenin tek bir yolu kalmıştır :

Gerçekleri görmek, tüm netliği ile halklarımıza anlatmak ve gereğini hep birlikte yapmaktır!!

You may also like...