Hak ve uluslararası hukuk!!

Geçtiğimiz Perşembe günü BM Güvenlik Konseyi Irak ile ilgili olarak 1500 sayılı kararı onayladı. Amerikanın tüm baskı, şantaj ve tehditlerine karşın Konsey üyesi ülkeler, Amerikalıların Bağdat’a atadığı Yönetim Meclisi’ni tanımadı. Bu ülkeler Meclisin kurulmasından dolayı ‘memnuniyetlerini ifade etmekle’ yetindiler.

Böylece Amerikalıların atamış olduğu Yönetim Meclisi, uluslararası hukuk bağlamında bir tanınma elde edemedi.

Dolayısıyla bazı çevrelerin önerdiği gibi bu Meclis, Türk askerine davetiye çıkaramayacaktır.

Kaldıki, 1500 sayılı karar adı geçen Meclis’i tanımış olsaydı bile, bu 1483 sayılı karar ile çelişecekti. Çünkü Mayıs’ta onaylanan 1483 sayılı karar Amerikan işgal kuvetlerini Irak’ta tek yetkili merci ve herşeyden sorumlu olarak kabul ediyordu.

Perşembe günü yapılan tartışma ve oylamada, Konsey dönem başkanı olan Suriye, Amerikanın tüm girişimlerine direndi ve Geçici Meclis’in tanınmasını başta Fransa ve Rusya olmak üzere diğer ülkelerle birlikte önledi. Ancak Suriye delegesinin, ‘Irak’ın bütünsel siyasal egemenliğine vurgu yapılması ve gerçek bir Irak hükümetinin kurulması için bir zaman takviminin ilan edilmesi’ ile ilgili talepleri Konsey üyeleri tarafından kabul görmedi.

Tabi ki, Amerika’nın baskıları sonucunda!!

Aynı Amerika Kasım 1947’de aynı yöntemleri kullanarak Müslüman ve Arap Filistin toprağı üzerinde bir İsrail devletinin kurulması yönünde BM’den bir karar çıkartmıştı..

Böylece uluslararası hukuk bağlamında meşru olarak kabul edilen bir karar ile bir halkın HAK’kı yok sayılmıştır. Yani dünyanın dört bir yanından toplattırılan Yahudiler için bir devlet kuruluyor ve BM buna alet ediliyordu…

Oysa aynı BM tarafından yaratılan bir devlet olan İsrail kurulduktan sonra aynı kurum tarafından aleyhine çıkarılan yaklaşık 70 karardan hiç birini kabul etmedi. BM’yi kullanarak İsrail’i yaratan Amerikalılar ise yine BM Güvenlik Konseyi’ne İsrail aleyhine getirilen tüm kararları veto ettiler.

Bilmem söylenecek başka bir şey kaldı mı bu konuda..

Çifte standart deyip geçemeyiz …

Bu düpedüz bir ahlaksızlık ve aşağılıktır …

Bunu görmemezlikten gelmek hiç kimsenin hakkı olamaz …

Buna göz yumanlar gün gelecek aynı bela ile karşılaşacaklardır!!

Uluslararası hukukun kuram ve ilkelerini kendi çıkarları için kullananlar ne yazık ki şimdi de başkalarını da bu suça alet etmek istiyorlar..

BM Güvenlik Konseyi’nin tüm direnmesine karşın Irak’a savaş ilan eden ve bu ülkeyi ‘kitle imha silahları’ bahanesi ile işgal eden Amerikalılar şimdi de aynı örgütü kullanarak Irak’taki işgallerini en az zararla sürdürmek için hukuksal zemin aramaktadırlar.

Simsiyah olan sicilleri ile Amerikalıların bu tavrının anlaşılır olduğu ortadadır.

Ancak anlaşılmayan konu ise, uluslararsı hukuk ve meşruiyet şemsiyesi altında bazılarının Amerikalılara cinayetlerinde yardım etmek için can atmasıdır..

Oysa herkes bilir ki hukuk, bir anlamda da vicdan demektir.

Vicadan ise HAK’tır ve hakkın hukuk ile savunulmasıdır. Yani hukukun özünü oluşturan HAK, uluslararası hukukun kurbanı olamaz ve olmamalıdır..

İsrail örneğini bu nedenle sık sık hatırlatmaktayım.

Irak halkının (daha sonra da başka halkların) başına aynı çorapların örülmemesi için hepimiz ortak sorumluluklarımızı hatırlamalıyız ve gereğini de yerine getirmeliyiz..

Irak, Amerika ve İngiltere ve İsrail’in değil, Irak halkının ülkesi olarak kalmalıdır. Irak, Irak’ta binlerce yıl birlike ve barış içinde yaşamakta olan tüm halkların özgür ve demokratik ülkesi ve bir bütün olarak kalmalıdır..

İşte bu nedenle Türkiye’nin bu ülkeye yönelik tüm hesaplarında yalnız ve yalnız bu amaçlar gözetilmelidir. Yoksa Amerika istiyor diye bu ülkeye gidilirse, Türkiye inanılmaz derecede ve tamiri çok zor bir hata işlemiş olacaktır.

Uluslararası hukuk, bir halkın HAK’ı yok edilmek için kullanılmamalıdır.

Türkiye buna asla alet olmamalıdır !!

…….

İki not :

1- Önceki günkü gazetelerde Azerbeycan’dan 150 askerin Irak’a gittiğinden söz ediliyordu.. Oysa ben olsaydım, bu askerleri Amerikanın desteği ile Karabağı 11 yıldır işgal eden Ermenilere karşı savaşsın diye cepheye göndermeyi tercih ederdim.

Anlaşılan oğul Aliyev, Amerika’da tedavi gören babasının sağlığını düşünerek Amerikalılara jest yapmayı tercih etmiştir!

2- Yine önceki günkü gazetelerde ‘Binbaşı Cengiz Toytunç’un katili Cihad liderlerinden Muhammed Sider’in İsrail ordusu tarafından vurulduğunu’ndan söz ediliyordu..

Böylece 26 Mart 2002’de El-Halil’de pusuya düşürülen Binbaşı Toytunç’un katili bulunmuştu..

Oysa bu olayla ilgili olarak zaman zaman bazı Türk gazetelerinde kasıtlı olarak benzer haberler çıkmasına rağmen Türk yetkili makamları hiç bir zaman resmi bir açıklamada bulunmadılar. Çünkü Binbaşı Toytunç’un öldürülmesinde birçok soru işareti vardı ve Filistinliler, İsraillileri suçluyordu.

Ama işin çok daha ilginç yanı ise Sider’in öldürülmesi ile ilgili olarak yayınlanan resmi İsrail açıklamalarında Toytunç olayına hiç bir işaret yoktu. Ayrıca bir çok İsrail gazete ve internet sitelerine de baktığımda Sider ile Binbaşı Toytunç’un öldürülmesi olayı arasında herhangi bir bağlantı kurulmuyor ve bu konuda hiç bir bilgiden söz edilmiyordu. Oysa propaganda konusunda çok uzman olan İsrailliler emin olsaydılar bu konuyu çok iyi kullanabilirlerdi. Üstelik Sider öldürülmüştü ve her türlü suçlamayı kaldırabilirdi.

Merak edilen esas konu, Türk gazeteleri acaba Sider ile Binbaşı Toytunç cinayeti arasındaki bağlantıyı nereden, nasıl ve tabi ki niçin kurdu!!

You may also like...