Kıbrıs çözülecek(mi)!

Bu yazıyı normalde Kıbrıs’tan yazacaktım. Ancak uçakta bana yer olmayınca(!) Başbakan ile birlikte adaya gidemedim ve İstanbul’da kaldım. Oysa başlangıçta ‘BBC temsilcisi olarak listede adınız var’ demeseydiler ben cuma günü zaten gidiyordum…

Kaldı ki, bundan üç ay önce de Kıbrıs’taydım ve başta Sayın Denktaş olmak üzere hemen hemen herkesle görüşmüştüm…

Herkes 14 Aralık’ta yapılacak seçimlere kilitlenmişti. Çünkü bu seçimler yalnız Kuzey Kıbrıs’taki insanların değil, aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini de ilgilendirmektedir. Yani bu seçimlerde CTP ve muhalefet kazanırsa Kıbrıs sorunu çözülecek ve ada bir bütün olarak mayısta AB’ye katılacak.

Bu ise, Türkiye ile AB arasındaki hemen hemen tüm sorunların çözümünü sağlayacak ve Ankara beklediği görüşme tarihini alacak. Çünkü mayısta AB üyesi olacak olan Kıbrıs (yani Rumlar) ve Yunanistan, Türkiye konusunda veto hakkını kullanmayacak ve Türkiye, AB konusunda en önemli engelini aşmış olacak. Bu da yetmeyecek, çünkü Kıbrıs konusunda çözümden yana tavır sergileyen Türkiye AB başkentlerinin güvenini kazanacak, bu da AB’nin Türkiye’ye karşı olan geleneksel bakışını değiştirmesini sağlayacak . Bu ise ister istemez Ege sorununun çözümünü kolaylaştıracak .

Bunun tersi olursa, yani Kıbrıs’ta çözüm olmazsa Türkiye ile AB ilişkileri tıkanacak ve Ankara 2004 sonu beklediği görüşme tarihini alamayacak. Yani Türkiye bir anlamda AB sevdasından vaz geçmek zorunda kalacak.

Bunun başka hiçbir alternatifi yoktur…

Avrupalılar, 1999 sonunda Helsinki’de Türkiye’yi aday ülke ilan ederken 2004’e kadar Kıbrıs ve Ege sorunlarının çözümünü şart koşmuşlardı. Daha sonra sözlü olarak verilen tüm taahhütlerin hiçbir anlamı yoktur. Helsinki kararlarını kabul eden bir Ankara, AB’ye girmek için Kıbrıs’ı çözmek zorundadır. Zorundadır diyorum çünkü bunun başka hiç ama hiç bir alternatifi yoktur. Kimse de kimseyi kandırmasın!

Kıbrıs’ta elbette ve yüzde yüz Türkler haklıdır.. Aralarında din, dil, kültür, gelenek ve benzeri hiç bir bağ bulunmayan Türklerle Rumları bir arada birleştirmenin hiçbir anlamı yoktur.

Sovyetler Birliği ve Yugoslavya’nın parçalandığı bir dönemde batılılar her nedense kafayı Kıbrıs’a takmış durumdalar. Kaldıki, bu adada 29 yıldır ‘bölge ve dünya barışını tehdit eden’ hiç bir gelişme yaşanmamıştır.

Ama başta ABD olmak üzere batı istedi mi bunu tartışmak bile yasak!

Nasıl olsa İngilizlerin adada iki askeri üssü var ve Amerika, BM Güvenlik Konseyi’nde istediğini yaptırabiliyor. AB ise kapısını mayısta Kıbrıslı Rumlara açıyor.

Peki bu durumda Kıbrıslı Türkler ile Ankara ne yapabilir?..

1974 sonrasında adanın Kuzeyini yönetmeye başlayan ekip 29 yıl sonra Kıbrıslı Türklerin sorunlarını çözemedi. 40 kadar kumarhane ise belki bir çoğunun kara parasını akladı ama, Kıbrıslı Türklere mutluluk getirmedi. 29 yıldır adada bulunan 35 bin Türk askeri ise, belki Kıbrıslıların güvenliğini sağladı ama, çözüme yönelik bir katkıda bulunmadı. Ankara’daki hükümetlerin çelişkili tutum ve politikaları ise Türkiye’yi Kıbrıs konusunda bugünkü duruma getirdi. 29 yıldır KKTC’nin ekonomi ve maliyesini finanse eden Ankara her nedense yatırıma yönelik hiç bir ciddi adım atmadı. Aynı şeyi Kıbrıs konusunda sürekli hamaset yapan çevreler de yapmadı!

Bugün ise varılan noktadan geriye dönüş olamaz. Ankara ve Kıbrıslı Türkler ya sorunu çözecekler, ya da kendilerine yeni konumlar arayacaklardır.

AB’ye Rumlarla birlikte katılamayan Kıbrıslı Türkler, Türkiye’den başka yanaşacakları kimse bulamayacaklardır.

Kıbrıs sorununu çözmeyen bir Türkiye ise, AB’ye hiç bir şekilde giremeyecektir. AB’ye girmeyen bir Türkiye’nin başka hiçbir alternatifi yoktur. Çünkü, böyle bir Türkiye var olan siyasal ve ekonomik yapısı gereği Amerika’ya yanaşmak zorunda kalacaktır veya bırakılacaktır. Böyle zayıf ve dirençsiz bir Türkiye’yi ise, Amerikalılar kendi çıkarlarına hizmet etmek amacıyla gecikmeksizin İsrail’in kucağına iteceklerdir. İsrail ise, böyle bir Türkiye’yi görme umudu ile yaşıyor ve bunun için çalışıyor. Avrupa ve Amerika’daki Yahudi lobileri, Türkiye’nin AB’ye girişini engellemek için gizliden gizliye ellerinden geleni yapıyorlar.

Amerika ve İsrail’e muhtaç bırakılan bir Türkiye’nin bölgesel maceralara sürüklenmesi ise çok kolay olacaktır. Bu ise Türkiye’nin geleceğini karartacaktır. Karartmanın engellenmesi ve yalnız Türkiye için değil tüm bölge geleceğinin aydınlık olması için tek bir yol vardır, O da: bir an önce Kıbrıs sorununu çözmektir. Nasıl mı?

Bence Annan Planı, bazı değişikliklerle ciddi bir çözümü içermektedir. İki egemen bölgeli federatif bir yapı Kıbrıslı Türklerin haklarını AB standartlarında ve Ortak Avrupa hukuku çerçevesinde garanti altına alabilir. Bugünkü bölgesel ve uluslararsı ortamda ve dengelerde Kıbrıslı Türklerin ve Ankara’nın başka bir seçeneği yoktur. Var gibi gözüken diğer seçenekler de çok kötü ve tehlikeli sonuçları beraberinde taşımaktadır.

Ankara var olan tüm komplekslerinden bir an önce vazgeçebilmelidir…

Ankara; ‘Ver kurtul’ veya ‘Al kazan’ demek yerine yeni türden politikalar üretip uygulamak zorundadır. Bunu ise, şimdiye kadar bu soruna bulaşmamış AK partililer yapabilir.

Elbette, AK partililer başka bir gezgenden gelmediler ve bu toplumun tüm kültürel, siyasal ve hatta psikolojik ve genetik izlerini taşıyorlar. Ancak Türkiye’yi değiştirmeye talip olan bir AK parti işe Kıbrıs ile başlarsa, yolun yarısına gelmiş olur!

You may also like...