Kürtler ne yapıyor?!

Önceki gün Kuzey Irak’ta KADEK militanları ile Barzani’ye bağlı peşmergeler arasında bir çatışma yaşandı. Çatışma sonunda yaralananlar ve karşılıklı esir alınanlar oldu. Amerikalılar ise çatışmanın büyümemesi için özel çaba harcadılar ve esirlerin karşılıklı mübadelesini sağladılar.

Bir gün sonra yani dün, KADEK kendini feshettiğini ilan etti. Nisan 2002’de PKK yerine kurulan KADEK bu kez Demokratik Kurtuluş Partisi (DKP) veya Demokratik Halk Kongresi (DHK) adını alacak.

Yeni örgütün görevi ise Kürt hareketini bu kez yalnız Türkiye’de değil, Kürtlerin yaşadığı tüm bölgede yeniden örgütlemek. Yeni örgütün silahlı militanları olmayacak ve AB standartlarında demokratik bir mücadele verecek.

Oysa KADEK’in bu son kararı Amerikalıların Irak’ı işgal etmesinden sonra her an bekleniyordu. Çünkü KADEK Öcalan’ın İmralı’dan verdiği direktiflerle kendini yeni koşullara uygun olarak adapte etmek zorunda hissediyordu. Ancak küçük bir sorun vardı…

Yeni müttefik seçilen bugünün dostu bundan üç yıl önce Öcalan’ı Kenya’dan kaçırarak Türkiye’ye teslim etmişti.

Yani bugün KADEK ve daha önce PKK lidersiz kaldıysa bunun nedeni Amerikalı CİA’dır. Bugün aynı CİA , Kuzey Irak’taki KADEK veya yeni adı ile DKP ya da DHK yöneticileri ile canciğer. KADEK’liler ise, geçmişi unutmuşa benziyor.

Belki de bu Kürt halkının kaderidir!

Yoksa Amerika ve İngiltere tarafından sürekli aldatılan Irak’taki Kürtler bir kez daha onlara güvenirler miydi?!

Bugün Kürt halkının veya (ulusunun) dört ayrı coğrafya’da yaşamak zorunda bırakılması, ne Türklerin, ne Arapların, ne de Acemlerin suçudur. Kürtlerin bu coğrafyada karşılaştıkları haksızlıkların devamında batının ne kadar rolü olduğunu herkesten çok Kürtler bilmekte ve bilmelidir.

Halepçe’de Kürtler üzerine atılan kimyasal bombaların Amerikalılar veya müttefikleri tarafından Saddam’a verildiğini herkes bilmektedir. Normalde bir köpek veya bir kedi zarar gördüğünde kıyameti kopran batılılar, her nedense, o zaman müttefikleri Saddam’a karşı seslerini bile çıkarmamışlardı!

Bundan sonra da başta Amerikalılar olmak üzere batılıların aynı şeyleri yapmayacağının hiç bir garantisi yoktur.

İsmet İnönü’nün dediği gibi: ‘Ayı ile yatağa giren, başına nelerin geleceğini önceden bilmelidir.’

Kürt devleti kurma vaadiyle bir kez daha oyalanan Kürtler, böyle bir devletin herkesten önce kendileri için kan ve göz yaşı olacağını bilmelidir.

Tüm Amerikan desteğine ve uluslararası örgütlenme gücüne rağmen İsrail, Filistin toprağında kurulduktan 55 yıl sonra hala barış ve istikrarı yakalayamamıştır.

Elbette İsrail ile Kürdistan birbirine benzememekte. Çünkü İsrail toplumunu oluşturanlar dünyanın dört bir yanından getirilen Yahudilerdir. Yani o toprağın gerçek sahipleri değiller. Oysa Kürdistan’da yaşayanlar bu coğrafyanın insanlarıdır ve belki de binlerce yıldır buralarda yaşıyorlardır.

İşte işin bir diğer çelişkesi de budur.

Çünkü Kuzey Irak’tan gelen haberlere bakılırsa, Amerikalılardan sonra Kürtlerin yeni müttefiği İsraillilerdir!

Selahattin Eyyubi’nin torunları olan Irak’taki Kürtlerin İsrail ile ilişkileri kabul edilemezse de belki anlaşılabilir!

Ancak KADEK’in, varsa, böyle bir ilişkiyi kendi içine sindirmesi pek kolay olmasa gerek. Çünkü KADEK yöneticileri, liderleri Öcalan’ın Suriye’den çıkması ile başlayan süreçte Mosad’ın ne kadar rolü olduğunu çok iyi bilir.

Şimdi aynı Mosad ve CİA ile ilişki geliştirerek bir yere varılacağını sananlar veya hesaplayanlar kısa bir süre sonra yanılacaklarını görecek ve CİA ile Mosad’a güvenilmeyeceğini bir kez daha öğreneceklerdir.

Kanıt mı istiyorlar?

İşte kanıt:

Öcalan’ı Kenya’dan kaçırıp Ankara’ya teslim eden CİA ve Mosad, bugün yalnız kuzey’de değil, Irak genelinde Türkiye aleyhine birlikte çalışıyor.

KADEK; ismini değiştirmek yerine yaşanan tüm gelişmeleri yeni bir bakış açısı ve yaklaşımlarla değerlendirmelidir.

CİA ve Mosad’ın peşine takılmak, şimdiye kadar Irak’taki Kürtlere acıdan başka bir şey getirmemiştir.

Türkiye ve bölgedeki Kürt sorununun çözümü yalnız ve yalnız barış ve demokrasi anlayışları içinde olmalıdır ve olacaktır.

Böyle bir sürecin işletilmesi için Türkiye, Suriye, Irak ve İran yönetimlerine önemli ve ciddi görevler düşmektedir.

Kürtler de böyle bir yaklaşımı karşılıksız bırakmayacaklarını kanıtlamalıdır. Kürtler, Amerikalıların kendilerine sağladığı göreceli güce güvenmemelidir. Amerikalılar er ya da geç buradan gidecektir. Ancak Kürtler; Araplar, Türkler ve Acemlerle birlikte yaşamak zorunda kalacaktır.

Bu ise, ancak ve ancak samimi, dürüst ve üçüncü tarafların araya girmediği bir diyalog ve işbirliği ile olmalı ve olacaktır.

Yeter ki herkes geçmişin acı deneyimlerinden gerekli dersleri alsın…

You may also like...