Olacağı buydu!

Savaştan iki ay önce CNN-Türk’te bir programa katılmıştım. Programda bir grup gazeteci, Washington’da bulunan Amerikan Dışişleri Bakan yardımcısı Mark Grossman’a soru soruyorduk.. Orada bulunan meslektaşlarımızın çoğu Amerikan hayranı oldukları için, sorularını Grossman’ı rahatsız etmeyecek şekilde soruyorlardı!

Ben de kendisine şöyle bir soru sormuştum: ‘Sayın Grossman, diyelim Irak konusunda bazı tercihler yapmak zorunda kaldınız. Bu durumda 50 yıllık müttefik Türkiye’yi mi yoksa Kuzey Irak’taki Kürtleri mi seçersiniz?’

Amerikalıların önceden Kürtleri tercih ettiklerini bilmeme rağmen, bunun yanıtını Grossman’dan duymak istemiştim. Ancak Grossman yuvarlak ifadelerle, hem Türkiye’nin hem de Kürtlerin kendileri için önemli olduklarını belirterek kimleri tercih edeceklerini söylemedi.

Daha sonra katıldığım tüm televizyon programlarında, Amerikalıların, Türkiye’yi değil de Kürtleri tercih ettiklerini ısrarla vurguladım ve AK parti hükümetinden ona göre davranması gerektiğini söyledim.

Belki de TBMM, bu doğrulardan dolayı 1 Mart tezkeresine ‘Hayır’ dedi. Ancak yine de Amerikan hayranı köşe yazarları ve uzmanlar bildik yalanlarla Türkiye’yi Amerika’nın peşine takmak için ellerinden gelen herşeyi yapmaya devam ettiler.

Biz ise, Amerika’ya güvenilmemesi gerektiğini ısrarla söyledik ve AK parti hükümetinin Amerikan-İsrail oyununa gelmemesi için sürekli uyardık. Ve 23 Agustos ile 6 Eylül tarihlerinde bu köşede yazdığımız iki makalede, Amerikalıların Türkiye ile dalga geçtiklerini ve hiçbir şekilde Türk askerini Irak’ta istemediklerini ısrarla ve inandırcı somut verilerle anlatmaya çalıştık.

Ancak biz tüm bunları söylerken, Amerikan hayranları yine bildikleri yolda devam ederek, AK parti hükümetini baskı altında tutmaya çalıştı; hem de 4 Temmuz’da Türk askerinin kafasına çuval geçirme olayına rağmen!

Hükümet ise belki bu baskıların sonucu olarak 7 Ekim tezkeresini TBMM’-den geçirtti. Biz ise, ısrarla bu tezkerenin geçmemesi gerektiğini söyledik ve Amerikalıların hiçbir şekilde Türk askerini istemediklerini tekrar tekrar hatırlattık. Aynı söylemleri 29 Eylül’de Avrasya Stratejik Araştırma Merkezi ASAM’da katıldığım bir konferansta özellikle vurguladım. Bu konferansa sayın Çevik Bir paşa ile Türkiye’nin eski Washington Büyükelçisi sayın Nüzhat Kandemir de konuşmacı olarak katılmışlardı.

Birçok emekli general, diplomat ve hatta bazı CHP ve AKP’li milletvekillerinin de izlediği bu konferansta yine ısrarla Amerikalıların Türk askerini istemeyeceğini söyledim ve Amerikalıların yakında Kuzey Irak’ta bulunan Türk birliklerinin çekilmesini isteyeceğini söyledim. Bu söylediklerime ne sayın Bir ne de başkaları katılmıştı.

Ancak AK parti hükümeti ‘gördüğü lüzum üzerine’ 7 Ekim tezkeresini TBMM’den geçirdi ve Amerikalılarla pazarlığı beklemeye koyuldu. Oysa bu arada Amerikalı askerler, Genel Kurmay ile yaptıkları görüşmelerde Türk askeri meselesini yeterince yokuşa sürmüşlerdi. Başka bir deyim ile Amerikalılar, Türk tarafının hiçbir istek ve koşulunu kabul etmiyordu. Bununla da yetinmeyen Amerikalılar bu kez Irak Geçici Konsey üylerini ve özellikle Kürtleri Türkiye aleyhine kışkırtmaya başladılar. Bremer’in ‘Türkler sömürgecidir’ demesi ise, Amerikalıların gerçek niyetini ortaya koymaya nihayet yetmişti.

Ancak tüm bunlar olup biterken yine bilinen köşe yazarları bu kez başka bir tartışamayı başlattılar…

Acaba hükümet asker gönderme işinden kendisi mi vazgeçti, yoksa Amerikalılar mı istemedi, diye bu konuyu şimdilik kapattı.

İşin ilginç yanı ise, sanki bu hükümet bu köşe yazarlarının değil de başka bir ülkenin hükümeti… Yoksa bu yazarlar ve uzmanlar, hükümeti Amerika karşısında aşağlamak için bu denli çaba harcamazlardı…

Oysa olaya çok farkıl bir açıdan bakabilirlerdi.

AK parti hükümeti ‘gördüğü lüzum üzerine’ tezkereyi 7 Ekim’de çıkarttı. Biz de o zaman hükümetin bu tutumuna karşı en sert tepkiyi koymuştuk.. Ancak ‘lüzum’ dediğiniz şeyi, elbette ne bizler ne de o malum köşe yazarları bilemezler. 1 Mart tezkeresini çıkartmadığı için hükümete saldıran bazı köşe yazarları, bu kez 7 Mart tezkeresini çıkarttı diye yine saldırıyordu.

Diğer bir kısmı ise Türk askerinin derhal Amerikanın emrine verilmesini istiyordu. Ancak hükümet kendi bildiği doğru yolda yürüdü.

Hükümetin asker konusunda Amerikalıların istediği her koşula evet deyip, bazı köşe yazarlarının istediği gibi Washington’un ’emir kulu’ olduğunu peşinen kabul etseydi ve ona göre davransaydı bugün Türk askeri çoktan Irak’ta olacaktı.

Olacaktı ama ne olacaktı? Bunu yarın anlatacağım. Ancak her şeye rağmen asker işinin kapanması konusu bazılarının söylediği gibi önceki gün yapılan Cheny-Erdoğan ve Powell-Gül görüşmesinde gerçekleşmedi.

Bana göre, hükümet tezkereyi çıkartırken bile askeri gönderemeyeceğini, veya göndermeyeceğini biliyordu…

Geçtiğimiz hafta Irak’a komşu ülkelerin dışişleri bakanları toplantısına giden Bakan Gül, Ankara’nın bu yaklaşımını veya kararını meslektaşlarına anlatmıştı. Nitekim, Türkiye’nin Irak’a asker gönderme işine karşı çıkan bu ülkeler sonuç bildirgesinde bu konuya hiç değinmediler. Bu da yetmedi, Gül’ün PKK ile ilgili teklifini de onaylayarak sonuç bildirgesinde ‘Irak’tan komşu ülkelere yönelik sızmaların önlenmesine’ dikkat çektiler. Bir gün sonra Ankara’nın bu bölgesel başarısına ve dostluklarına gölge düşürmek isteyen Şaron’a, Başbakan Erdoğan’ın ‘seni görmek istemiyorum’ demesi de bunun işareti olsa gerek!

Bilmem daha başka neler söyleyelim!..

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!!

Not: Yalçın Doğan dün Hürriyet’teki köşesinde ‘İsrail’den bir yar gelmez bizlere’ başlıklı önemli bir yazı yazmıştı. Yazıda sayın Doğan, İsrail’in Irak’taki faaliyetlerini ve Başbakan Erdoğan’ın, Şaron’u görmek istememesini anlatmaktadır. Sayın Doğan bu arada Başbakan Erdoğan ile görüşen ve Türkiye’de yatırımlar yapmak isteyen önemli bir İsrailli işadamından söz ediyor ve bu işadamının Suriye’de bile liman satın aldığını söylüyor…

Suriye ve birçok Arap ülkesi İsrail’i tanımadığı için hiçbir İsrailli, bırakın liman satın almayı, bu ülkelere giremez bile. Hatta pasaportlarında İsrail vizesi olan Türkler veya başkaları Suriye ve diğer Arap ülkelerine vize alamaz.

Hatırlatmak istedim…

You may also like...