Oyun başlıyor mu!!

Dünkü yazımda El-Hakim’in öldürülmesinin ne gibi sonuçları beraberinde getirebileceğini sıralamıştım. Bu sonuçlardan birisi de Şii-Sünni çatışmasının kışkırtılmasıdır..

El-Hakim’in yandaşları suikasttan hemen sonra yaptıkları açıklamalarda Saddam yanlılarını suçluyorlardı. Aynı zamanda güvenliği sağlamadıkları için de işgalci Amerikan birliklerini de olaydan sorumlu tutuyordu..

Ancak dün Necef’ten gelen haberlere bakılırsa bu kez Usame Bin Ladin’in El-Kaide grubu ön plana çıkartılıyordu .

Necef Valisi Haydar Mehdi’nin açıklamalarında yakalanan 13 kişiden söz ediliyor ve bunların Suudi, Ürdünlü ve Filistinli oldukları söyleniyor. Ancak açıklamanın en can alıcı bölümü ise bu kişilerin ‘Vahabi’ olduklarına dikkat çeken bölümdür.

Peki buna neden gerek duyuldu ?

Hatırlanacağı üzere 11 Eylül sonrasında Amerikalılar, Suudi Arabistan yönetimini dolaylı da olsa olup bitenlerden sorumlu ilan etmişlerdi. Bu suçlama Suudi-Amerikan ilişkilerinde gerginliğe yol açtı. Bu gerginlik Amerikalılar’ın ve özellikle Yahudi lobilerinin Vahabi mezhebini hedef almalarıyla daha da tırmanıyor..

Amerikalılar’a göre bu mezhep ve mezhebin sahipleri ‘dünyadaki tüm radikal-terörist İslamcı gruplara’ destek veriyorlar. Ama her nedense aynı Amerikalılar son 50 yılda Vahabiler’le neler yaptıklarını hatırlamak bile istemezler.. Usame Bin Ladin ve Taliban’ı Afganistan’da iktidara getiren bu ikilinin dünyadaki ‘anti-komünist ve Amerikan çıkarlarına zarar verebilecek tüm ülke ve yönetimlerine karşı ne tür komplolar düzenlediklerini herkes bilmektedir..

70-90’lı yıllarda bu ikilinin desteklediği tüm legal ve illegal örgütlerin ofisleri Washington ve Londra’daydı..

Bununla yetinmeyen bu ikili İslam âlemi ile de sınırlı kalmayarak Şili’deki Allende’ye karşı faşist darbeye ve Nikaragua’daki devrimci güçlere karşı mücadele eden Kontralar’a da her türlü yardımı yapıyordu..

Oysa tam o sıralarda Saddam Kuveyt’i işgal etmişti..

Ve ‘bırakın beni Saddam’ı Kuveyt’ten çıkarayım’ diyen Bin Ladin, Amerikalılar’ın ‘hayır’ı ile karşılaşıyordu.

Çünkü o sıralarda Amerikalılar henüz Saddam’dan yeterince yararlanmamışlardı!!

Ve işte bu ‘hayır’ Usame Bin Ladin’i Amerikalılar’ın niyetinden şüphe etmeye itmişti!!

Dönelim konumuza..

Vahabiler’i suçlamak öncelikli olarak Amerikalılar’ın Irak ve bölgeye yönelik hedeflerine hizmet edecektir. İkinci aşamada bu suçlama Şiiler ile Sünniler arasındaki düşmanlığın ilk tohumlarını da ekmektedir. Çünkü Vahabiler sonuçta Sünni’dir ve Necef ve Kerbela’ya karşın Mekke ve Medine’yi yönetmektedirler!!

Kaldı ki, suikastların devamı da nasıl olsa gelecektir!!

Eylemin Şiiler arasında var olan iktidar mücadelesi sonucu bir Şii grubu tarafından gerçekleştirilmiş olması yönündeki yorumlara ise şimdilik katılmıyorum. Şiiler’i, Sünniler’i ve tüm Iraklılar’ı ve Müslümanlar’ı sevmeyenler eylemi böyle göstermek isteyebilirler ya da eylemi de yapabilirler. Oysa hiçbir gerçek Şii tüm Şiiler için kutsal olan Hazreti Ali Camii’ne zarar getiren ve cami duvarlarını kana bulayan bu eylemi yapmaz, yapamaz!!

Amerikalılar’ın bu eylemden nasıl bir yarar sağlayacağı ile ilgili yorumlara da gelince..

Vahabiler’i suçlamanın getireceği yararları bir tarafa bırakırsak, Amerikalılar bu olaydan yine de kazançlı çıkmaktadırlar..

El-Hakim, kişiliği ve mücadele yöntemleri itibariyle dinin politik mücadelede bir araç olarak kullanılması gerektiğine inanır… Bu da doğal olarak Irak’ta laik ve İran etkisinden uzak bir yönetim isteyen Amerikalılar’ı tedirgin ediyordu..

El-Hakim, işgale karşı taktik nedenlerden dolayı aktif bir eylem içinde değildi, ama herkes bilir ki işgali de benimsemiyordu..

İşte bu nedenle El-Hakim’in ölümü Amerikalılar’ın işine gelmiş olabilir. Kendileri öldürmemiş olabilirler, ancak ölümüne de çok üzüldüklerini hiç sanmıyorum.

Neden mi !!

Çünkü El-Hakim’in yerine geçmesi muhtemel El-Sistani dinin politikaya karıştırılmaması gerektiğine inanıyor ve dinin bir tasavvuf çerçevesi içinde algılanması gerektiğini savunuyor..

El-Sistani, ibadetlerin de bu anlayış içinde yerine getirilmesini istemektedir. Bu ise, Amerikalılar’ın hoşlanacağı bir yaklaşımdır ve sonuçları itibarı ile Ahmet Çelebi gibilerinin, yani laiklerin ön plana çıkarılmasına hizmet edecektir..

Görüldüği gibi El-Hakim’in öldürülüşünün birinci günüde bile olaylar nasıl gelişiyor ve yorumlar da ona göre yön alıyor.

İşte bu nedenle bu olayın sonuçları itibariyle çok tehlikeli ve riskli gelişmeleri beraberinde getireceğini söylüyoruz..

Böyle bir riskli ve tehlikeli oyunda Türk askeri de Amerikalılar’ı korumak adına rol almak istiyorsa o zaman söylenecek tek bir şey kalıyor :

‘Hoş geldiniz Amerikan cehennemine’..

Üstelik bu cehennem Amerikan filimlerindekine benzemez, gerçek bir cehennemdir!!

Çünkü Müslüman olan Türk askerleri, ‘Müslüman olmayanların’ hizmetinde hem de Müslümanlar’a karşı olacaktır!!

You may also like...