Teşhis ve tedavi -1

Son bir haftadır yaşanan olaylarla ilgili herkes bir şeyler söyledi, söylüyor.. Bu söylenenler ve yazılanlar da doğal olarak kamuoyu denilen şeyi oluşturmaktadır. Yani insanları doğru veya yanlış olarak etkilemektedir.

Zaten propagandanın amacı da budur..

Şimdi gelin hep birlikte olup bitenlere bakalım ve bunları 4 gün süreyle derli-toplu olarak değerlendirelim.

Yani var olan sorunu teşhis edelim ve yine hep birlikte tedavi yöntemlerini tesbit edelim. Bu yapılmadığı sürece hep aynı tartışmalar devam edecek ve birileri gerçeği sizlerden hep saklamaya devam edecek..

Olup bitenleri ise iki versiyonlu bir film olarak da görebiliriz. Siyah beyaz olan birinci versiyon, Osmanlı’nın nasıl, hangi koşullarda ve niçin çökertildiği ile ilgilidir. Bu versiyonun en önemli bölümü ise siyonistlerin, Filistin’i ele geçirme çabalarını anlatan bölümdür. Bu bölümde, bölge insanları ve dünya ilk kez farklı bir terör ile tanıştılar. Siyonistler 1917-1948 yıllarında yalnız binlerce Müslüman ve Hıristiyan Filistin insanını değil, aynı zamanda Filistin’de büyük bir İsrail devletine karşı çıktı diye BM Genel Sekreter Yardımcısı Kont Bernadot’u bile öldürecek kadar terörize olmuşlardı.

Renkli olan ikinci versiyon ise, çok daha heyacanlı ve kanlıdır. Bu versiyon; siyonistlerin Amerikan desteği ile Filistin’i ele geçirmesi ve 1948’de İsrail devletini ilan etmesi ile başlar..

Bundan önce hiç kimse ‘redikal islam’ tanımını ne duymuştu ne de biliyordu ne de kullanıyordu ..

1950’li yıllarda yaşanan olaylar ise, bir sonraki gelişmelerin ipuçlarını veriyordu..

Çünkü artık bir soğuk savaş vardı ve Ortadoğu’da büyük güçler karşı karşıya gelmeye başlamıştı..

Bir yanda Sovyetler ve onun komünist ve sosyalist ideoljisi, obür yanda siyonist İsrail’in hamisi ancak özgürlük vaadeden emperyalist bir Amerika ve onun kapitalist ideolojisi..

Petrol ise her iki tarafın iştahını yeterince kabartmıştı..

Sovyetler, başta Mısır olmak üzere bazı Arap ülkeleri ile geliştirdiği ilişkileri kullanarak bölgeye yerleşmek isterken, Amerikalılar ve onların batıdaki ve bölgedeki müttefikleri (İsrail) kontrolü kaybetmemek amacıyla her yola başvuruyordu.. Ama savaşların, darbelerin, iç savaşların, suikastların ve benzeri tüm yöntemlerin yetmediğini gören Amerika ve İsrail başka silahlar aramaya koyuldu..

İşte o zaman ‘İslam ve İslamcılar’ ortaya çıktı veya çıkarıldı..

İlk kullanma alanı ise bölgede yükselen ve başını Nasır’ın çektiği sol söylemli Arap milliyeçliğine karşıydı..

1960’lı yıllarda Arap aydınları hep milliyetçilik – din ilişkisini tartışıyorlardı..

Milliyetçi cephenin başını Nasır ve bölgedeki diğer sol-devrimci güçler çekiyordu. Diğer cephenin başına S.Arabistan getirilmiş ve bu ülkenin petro-dolarları ‘Allah yolunda dinsiz komünistlere karşı’ harcanmak üzere seferber edilmişti.

Vahabi ideolojisi ise, Amerikalılar için bulunmaz en etkili silah idi. Bu silah yalnız Arap ülkelerinde değil bölgedeki tüm anti-Amerikan ve anti-İsrail güçlere karşı inanılmayacak kadar etkili bir şekilde kullanıldı. Ama işin daha da tuhaf tarafı S.Arabistan petro-dolarları Nikaragua’daki komünist Sandinista’ya karşı mücadele eden karşı devrimci güçlerin cebine kadar yetişiyordu. Bu sürede Ortadoğu’da 3 büyük savaş ve bir dizi karmaşık olaylar yaşandı. Amerika ise, Arap ülkelerinde kendi yanlısı anti-demokratik diktacı ve faşist yönetimlerin işbaşına getirilmesi ve iktidarlarının sürdürülmesi için her türlü yola başvurarak başarıyordu. 1979’a gelindiğinde durum artık değişmeye başlayacaktı..

Sovyetler; Afganistan’ı işgal etmiş ve İran’da İslami bir devrim olmuştu.. Ama bu Şii bir İslam’dı ve 30 yıl süre ile Washington’a hizmet eden Şah’ı ortadan kaldırarak Amerika’yı ‘Büyük Şeytan’ ilan etmişti..

Humeyni, Amerikalılar’ın İslam aleminde kullandıkları yöntemleri bildiğinden bu tanımı özellikle kullanmıştı..

Ama ‘Şeytan’ Amerikalılar’da çare tükenmezdi.. Komünist Sovyetler’e karşı İslam ideolojisi ile savaşanların bir kısmı Afganistan’a gönderilecekti..

Diğerleri ise en az ‘komünizm kadar tehlikeli’ olan Şii devrimine ve ideolojisine karşı zamanı geldiğinde savaşmalıydı..

İşte bunun için Saddam İran’a saldırtıldı.. Saddam’ın 8 yıl süren tüm savaş masraflarını doğal olarak Amerika’nın emir kulu S.Arabistan ve Körfez ülkeleri yönetimleri ödüyordu.

Çünkü, Amerikalılar onları da korkutmuştu:

‘İran devrimi bastırılmaz ise, yarın sizin için de tehlike oluşturacak.. Unutmayın ki; sizin ülkelerinizde de yoğun bir Şii nüfus yaşamakta ve İranlılar zamanı geldiğinde bunları size karşı kullanacaklardır’.

Afganistan’da ise durum çok daha farklıydı..

Bunu da yarın konuşmaya devam edeceğiz..

You may also like...