Teşhis ve tedavi -2

Dün Amerikalılar’ın İslam ve Müslümanlar’ı kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kullanmaya çalıştığı veya kullandığını anlatmıştık. Bu konuda çok şey yazılabilir.. Ama biz İstanbul’daki son olaylarla ilgisi ve ilintisi olduğu ölçüde çok fazla detaylara girmeksizin ana çerçeveyi belirlemeye çalıştık.

Afganistan ise bu çerçevenin en önemli figürlerinden biridir..

Nisan 1978’de komünistler bir darbe ile iktidarı ele geçirdiler.

Darbe ile birlikte ülke hızla bir kargaşaya doğru sürüklendi.

Aralık 1979’da bu kargaşayı bahane eden Sovyet ordusu Afganistan’ı işgal etti.

Tam bu sırada Amerika’nın ünlü stratejisti Brezensky Soveytler Birliği’nin çökertilmesi için güneyden bir yeşil kuşağın oluşturulmasını öneriyordu.

1980’de Sovyet işgaline karşı islami direniş başladı. Türkiye’de Amerika’nın desteklediği bir darbe oldu. İran’da anti-Amerikancı olmasına rağmen ‘komünizmi düşman olarak kabul eden’ İslami bir yönetim vardı ve üstelik Irak ile savaşıyordu..

Amerikalılar, Sovyet işgaline karşı direnen gruplara yardıma koştu. Silah Washington’dan, paralar ise S.Arabistan ve Körfez’deki Arap ülkelerinden..

Eğitim ve teknik destek ise Pakistan, İsrail ve bir sürü bölge ve dünya ülkesinden!!

Afganistan kısa bir sürede inanılmaz bir okul haline dönüştürülmüştü. Yapılan propaganda ile binlerce Müslüman genç ‘komünistlere karşı mücadele etmek için’ akın akın buraya geliyordu. Bu ise Amerikalılar ve başkaları için bulunmaz altından bir fırsattı ..

Bir taşla birden fazla kuş vurabileceklerdi..

1-Sovyet ordusu Afganistan bataklığına saplanacak ve Moskova, uluslararası arenada ve Amerika ile pazarlıklarında zayif bir duruma düşecekti.

2-Afganistan’da bir araya gelen binlerce insan İslami ideolojilerle beslendikten sonra, Amerika’nın bölgesel planlarında rol alabilecekti. Aynı insanlar ve onların ideolojileri Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasında da kullanılabilecekti.

4-Genel olarak Sünni ve özel olarak Vahabi destekli bu insanlar ve onların ideolojileri, anti-Amerikancı Şii İran devriminin önlenmesinde de kullanılabilecekti.

Amerika hemen hemen tüm hedeflerini gerçekleştirdi..

Ancak bu arada İran da boş durmadı.

Kendi doğu sınırlarında Amerikan tehlikesini gören İran mollaları, başta komşu ülkeler olmak üzere tüm İslam ülkelerine kendi devrim ideolojisini ihraç etmeye başladı. Mollalar bu çabalarında daha çok ‘Amerika ve İsrail’e karşı’ mücadeleyi bayrak edinerek Sünniler’i de kazanmayı başardılar. Binlerce Müslüman genç İran devriminin deneyimlerini görmek ve yaşamak üzere bu ülkeye gitti ve orada ideolojik ve askeri eğitim aldı. Ama İran devrimnin en büyük zaferi Lübnan’da gerçekleşiyordu. Bu ülkede kurulan Hizbullah örgütü, İsrail işgaline karşı verdiği mücadele ile çok büyük prestij kazandı. Bu ise Amerika’nın ‘İslam ile ilgili’ planlarına ilk büyük darbeyi oluşturuyordu. Üstelik İsrail istihbaratının kurulmasında ön ayak olduğu veya yeşil ışık yaktığı söylenen Hamas örgütü giderek Hizbullah’a yanaşıyor ve Cihad ile birlikte Filistin halkının mücadelesine önderlik ediyorlardı. Tabiî bu arada, Amerika’nın kontrol edemediği bazı İslamcı gruplar bazı Arap ve Müslüman ülkelerde güçlenmeye başlamıştı. Enver Sedat’ın Ekim 1981’de öldürülmesi Amerikan planlarına ikinci darbeyi oluşturmuştu..

Ama Amerikalılar yine de umutsuzluğa kapılmıyorlardı..

Nasıl olsa İslam âleminin en önemli ülkesi olan S.Arabistan hâlâ yanlarındaydı ve Afganistan’da Sovyetler’in durumu giderek kötüleşiyordu.

İşte tam da bu sırada Usame Bin Laden ortaya çıkıyor..

Çok net olmamakla birlikte Bin Laden 1988 yılında bir grup arkadaşı ile birlikte İslami bir örgüt kurma kararı alıyordu.

CİA, S.Arabistan ve Pakistan istihbarat örgütlerinin ortaklaşa bir planı ile Bin Laden arkadaşları ile birlikte Afganistan’a gidiyor ve orada Ruslar’a karşı mücadele etmeye başlıyor. Ancak Afgan mücahit gruplarının içinde bulundukları kargaşa ve çekişmeler Bin Laden’i daha farklı düşünmeye itiyor.

Amerikalılar ise Bin Laden’e her türlü destek vererek ona yol gösteriyorlardı.

S.Arabistan’a dönen Bin Laden, Saddam’ın 1990’da Kuveyt’i işgal etmesiyle yeniden ortaya çıkıyor .

‘Bin Laden’in ‘ Bırakın Saddam’a karşı İslami bir ordu kurayım ve onu Kuveyt’ten çıkarayım’ teklifi Amerikalılar tarafından kabul görmedi. Bu ise Bin Laden’in, Amerikalılar’dan kuşkulanmasına yetmişti.. Bin Laden’e göre, Amerikalılar İslam’a ve Müslümanlar’a kendi çıkarları için sahip çıkıyor ve destekliyordu. Bin Laden aldatıldığını anlamış ve Amerikalılar’dan intikam almayı kafasına koymuştu.

Üstelik İslam’ın düşmanı Sovyetler Birliği ve komünizm de artık yoktu.

İşte 1993’te Uluslararası Ticaret Merkezi önünde patlayan bomba bu intikamın ilk işareti olacaktı.

Ama Bin Laden yine de Amerika’ya karşı topyekün bir savaş ilan etmek istemiyordu ,çünkü o da dolarları seviyordu..

Tam da bu sırada Pakistan’da Molla Ömer’in başını çektiği bir grup Taliban’ı kuruyordu. Taliban’ın Pakistan’daki ideolojik okulları CİA ve Pakistan İstihbarat Örgütü tarafından her türlü destek görüyordu. Bin Laden’in ise Molla Ömer ile iyi ilişkileri vardı.

Sovyetler’in çekilmesinden sonra Afgan mücahit grupları arasında kanlı çatışmalardan bezen Amerikalılar Pakistan-Suudi-Birleşik Arap Emirlikleri İstihbartı patentli Taliban’ı her alanda desteklemekten geri kalmadılar. Üstelik bu örgüt çok daha redikal olduğu için Şii İran’a karşı daha kolay kullanılabilirdi.

Nisan 1996’da Taliban Afganistan’da iktidara geldi.

Bir süredir Sudan’da bulunan ve el altından Molla Ömer’e hem para hem de silahlı eleman yardımında bulunan Bin Laden hemen Kabil’e gelerek iktidara ortak oldu. Kısa sürede 47 ülkeden 25 bin genç Bin Laden kamplarına katılarak ideolojik ve silah eğitimi gördü..

Amerikalılar’la bir kez daha ilişkiye ve pazarlıklara giren Bin Laden dürüstlüklerini test etmek istedi. Amerikalılar kendisine Müslüman ülkelere ve halklarına karşı daha adil bir şekilde davranacaklarını, Filistin halkının tüm sorunlarını çözeceklerini ve Arap ülkelerinde İslami demokratik sistemlerin yerleştirilmesi sözünü vermişlerdi.

Ama Bin Laden Amerikalılar’ın geleneksel politikalarından vazgeçmeyeceklerini çok geçmeden bir kez daha anlayacaktı. Üstelik Amerikalılar, İsrail’e verdikleri destek ve anti-Arap ve anti-İslam politikaları ile Bin Laden’i daha da kızdırıyor belki de kışkırtıyorlardı..

Bin Laden ise, binlerce Müslüman genç gibi ‘kullanılıp bir kenara atılamayacak’ cinsten olmadığını kanıtlayacak kadar da inatçıydı ..

Ya da öyle görünüyordu!!

Üstelik Amerikalılar’ın kendisinden kurtulma plan ve hazırlıkları yaptıklarını da öğrenmişti.

Bin Laden, karşılık vermekte gecikmedi..

Ağustos 1998’de 360 kişi Kenya’da Amerikan elçiliğinin havaya uçurulması ile can verdi..

Bin Laden ile Amerika arasında köprüler artık atılmıştı ..

11 Eylül sabahına kadar bu köprülerin altından çok sular akacaktı..

Yarın bu suların nasıl ve nerelere aktığına bakarız..

You may also like...