Teşhis ve tedavi – 4

Daha önceki üç yazımda, Amerikanın İslam ve Müslümanlara yönelik politikaları ve bu politikaların sonuçları ile ilgili bazı değerlendirme ve tesbitler yapmaya çalıştım.

Aslında bu konularda yüzlerce makale yazılabilir.

Ama biz İstanbul olaylarına dönmek zorundayız.

Bu olaylarla da ilgili olarak çok şey yazıldı ve yazılacak.. Ama bu yazıların en ilginci ne yazık ki, Amerikan Washington Post gazetesindeydi.. Gazetenin İstanbul muhabiri Karl Vick Bingöl’e giderek eylemcileri araştırmış. Vick’e göre bunlar Hizbullah’çı, daha önce gözaltına alınmış, depremden sonra İstanbul’a gelmiş ve kamyonet alacak paraları yoktu…

Oysa eylemcilerle ilgili çok şey yazılıp söylendi Türk medyasında. Yayın yasağı olduğu için biz de bu aşamada fazla bir şey söylemek istemiyoruz. Ancak daha önce yaptığımız genel tesbitlerimize devam ederek bu kez Türkiye özelinde konuşacağız. Bir kez daha söylemek durumundayım: Bu tür eylemlerde kimin eli kimin cebinde hiç belli olmaz. Bu temel bir kuraldır.

Terör olarak adlandırılan veya öyle olan örgütlerin, dolaylı veya dolaysız olarak istihbarat teşkilatlarıyle ilişkileri vardır. Bu örgütler bilerek veya bilmeyerek bu teşkilatların işine yarayacak işler yapar veya yaptırırlar.

Daha önce Bin Laden’in hangi koşullarda var olduğunu anlattık.

Hizbullah’ın Türkiye’deki serüvenini bilmeyen yok!!

Peki bu durumda İstanbul eylemlerini kim yaptı ?

Yine bir tesbit yapmak durumundayız.

Bu tür durumlarda eylemin kimler tarafından yapılması pek önemli değildir. Önemli olan eylemin kimler tarafından ve niçin yaptırıldığıdır. Bu durumda eylemcilerin yani ölüme gidenlerin eylem hedefleri ile eylemleri yaptırınların hedefleri her zaman aynı olmaz. Yani eylemciler kendi mantıkları içinde belli bir inanç uğruna eylemlerini yapmış olabilirler. Ancak olayın tüm sırlarını çözmek için bu inancın kullanılıp kullanılmadığı veya kimler tarafından ve hangi amaçla kullanıldığını tesbit etmek gerekiyor. İşte bu nedenle bu eylemlerin ne işe yaradığına bakmak lazım.

1- Eylemciler açısından bakıldığında, Amerikan işbirlikçileri İsrail ve İngiltere’ye büyük bir darbe indirilmiş ve Müslümanların morali yükseltilmiştir. Bazılarına göre de ‘Amerika ve İsrail ile işbirliği yapan’ ve ‘İslamdan sapan’ AK partiye mesaj verilmiştir.

Buna karşın ben dahil birçok insan fotoğrafın görünmeyen tarafına bakmayı tercih ettik.

Buna göre bakın eylemler ne işe yaradı:

1-Sinagog’ları hedef alan eylemlerle, İsrail kendisi ve Yahudiler için duygusal bir dayanışma fırsatı yakaladı. Başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada nefret edilen İsrail, Yahudileri hedef alan İstanbul eylemleri ile mazlumları oynamaya başladı. Şaron, dünyadaki tüm Yahudileri İsrail’e göç temeye çağırdı. İsrail son iki yıldır dışardan hiç göç alamıyordu.

2-İngiliz kurumlarını hedef alan eylemler ise, Bush’un Londra’yı ziyaret ettiği güne rastladı. Bush ve Blair kendi halkları önünde en kötü dönemlerini yaşıyorlardı. Her ikisi çıktı ve ‘bakın işte terör devam ediyor’ dediler ve daha büyük tepkiden kurtuldular.

3- Eylemler; Irak işgali sonrasında giderek soğuyan ‘anti-islam’ dalgasını yeniden alevlendirdi. Bu ise Amerika’daki muhafazakar hıristiyan ile Yahudi lobisi için çok gerekli ve önemliydi.

4- Türkiye’nin son bir yıllık politikaları gözönünde bulundurulduğunda, eylemcilerin Türkiye’yi hedef almaları için hiç bir neden yok. Bazıları, bu eylemlerin ‘Türkiye’yi AB’den uzaklaştırmak veya Kıbrıs’ta sıkıştırmak’ için yapıldığını söylemesi ise çok ilginçti. Bu eylemlerin, eğer kendi çapında Hizbullah’ın intikam eylemleri değil ise, tek bir hedefi vardır; o da Türkiye’yi güvenlik, siyasi ve ekonomik olarak sarsarak Ankara’yı AB’den uzaklaştırmak ve İsrail ile Amerika’ya daha fazla yaklaştırmaktır. Bunun farkında olan Başbakan Erdoğan gerekli yanıtları verdi.

Dönelim eylemlere.

1-Bazı köşe yazarları ve uzmanlar bir müneccim edasıyla ’11 Eylül sonrasında Kaide’nin Türkiye’yi hedef alacağını biliyorduk’ dediler. Kaide’nin bu eylemlerle ilgisi olup olmadığını henüz kimse bilmezken ve güvenlik güçleri bu bilgiye ulaşmazken acaba bu kişiler nasıl emin olabiliyorlardı!

2-Güvenlik güçleri biliyor ise, o zaman neden önlem almadı!

3-Daha Kaide adını hiç kimse duymamış iken Türkiye’de Hizbullah örgütü vardı ve ondan önce ve sonra da başka bir dizi bilinen ve bilinmeyen ‘radikal islamcı’ grup ve örgüt oldu .

4-Unutulmamalıdır ki; Emniyet Müdürü Gaffar Okan’ın Diyarbakır gibi bir yerde öldürülmesi de güvenlik mantığı açısından hiç küçümsenmeyecek kadar ciddi bir olay idi.

5-Söylendiği gibi ve net olmamakla birlikte İran’da eğitim gören eylemcilerin El-Kaide’ci olması beklenemez. Çünkü her iki taraf ideolojik olarak birbirine ters. Yani daha önceleri açıklandığı gibi İran’da eğitim gören Hizbullahçılar El-Kaideci olamaz ve Pakistan’da bulunan aynı Hizbullahçılar İran yanlısı olamaz. Ama kullanılma söz konusıu ise herşey olabilir !

6-Ses kasetini bile El-Cezire televizyonuna ancak bir ayda ulaştırabilen Bin Laden’i İstanbul eylemleri ile ilişkilendirenler acaba hangi bilgi ve bulgulara dayanıyorlar?

7-Ben dahil, bir takım gerçeklere dikkat çeken bazı meslektaşımız kuşkusuz Bin Laden’i onaylamıyoruz. Daha önce de bir çok kez söyledim: ‘Bin Laden’in Arap ülkelerindeki sempatisi yalnız ve yalnız Amerikalılara kafa tutmasındandır.’ Elbette, ideolojik olarak Bin Laden gibi düşünen insanlar Türkiye dahil her yerde vardır ve olacaktır. Ancak Bin Laden’in kim ve ideolojisinin ne olduğunu bilenler kat kat daha fazladır. Kimse merak etmesin, rahmetli Bayar’ın beklediği gibi ne bu kış ne de başka bir kış Bin Laden gelmeyecektir!! 70 yılı aşkın bir süredir, müslümanları komünizm ile korkutan ve bizlere (yöneticilerimize) her şeyi yaptıran haçlı zihniyetli batılılar ve onların müttefiği Siyonistler, şimdi bizden kendimize düşman olmamızı istiyorlar. Başka bir ifade ile kendi kendimizden nefret etmemizi istiyorlar…

Ama ne müthiş bir plan!!

Yarın devam ediyoruz.

NOT: Ramazan Bayramı münasebetiyle gelen tüm telefon ve elektronik posta mesajlarına teşekkür eder, yanıt veremediklerimden özür dilerim .

You may also like...