Ben hâlâ bekliyorum

Aşağıda okuyacağınız satırları, Sabancı Suikastı sanığı Mustafa Duyar’ın Şam’da teslim olduğunun açıklanması üzerine kaleme almışım. Mustafa Duyar’ın önceki gün cezaevinde başına geleni daha o zamandan öngörmüşüm:

“Şimdiye kadar beklediğim halde bir türlü gerçekleşmeyen iki gelişme var: Biri, geçmişte Türk Gladiosu’nda çalışmış, bir çok esrara vâkıf birisi (veya birileri) çıkıp itirafta bulunmadı henüz… Diğeri de, adı aynı örgüt içinde geçen, çok şey bildiği düşünülebilecek biri (veya birileri) intihar ettirilmedi şu ana kadar… 1990-1992 arasında, çok sayıda Gladiatör kendiliğinden itirafta bulundu İtalya’da, epey de intihar ettirilme (yani, intihar edip etmediği kuşkulu şartlarda ölüm) vak’aları yaşandı…

“En iyisi bir olay nakledeyim: İtalyan Gladiosu ile irtibatlı bir uluslararası kapitalist/banker cezaevindeyken kahve içtikten sonra âniden ölüverdi. Fincanına zehir konduğu anlaşıldı sonradan… Bir başka Gladio mensubu, daha o banker yakalandığı gün, Amerikalı avukatına teslim ettiği bir belgede, bir öngörüde bulunmuştu. Şöyle yazıyordu o belgede: “Eğer banker normal bir cezaevine konulursa koğuşundan biri tarafından şişlenecektir; eğer çok sıkı korunan bir cezaevine yerleştirilirse, İtalyan gizli servisi tarafından zehirli kahveyle öldürülecektir. Eğer banker tahmin ettiğim gibi ‘temiz’ ve âni biçimde öldürülürse, bu, Amerikalılar’ın da oyuna girdiği anlamına gelir…” Ben de neler aktarıyorum?” (Kulis, 8 Ocak 1997)

Tarih bizde sık sık tekerrür ediyor. Sebebi, hem olanlardan ders almıyoruz, hem de bizdeki gelişmelerle başka ülkelerde yaşanan olaylar arasında mevcut çok açık benzerlikleri tam fark edemiyoruz. Aslında, Susurluk kazasından beri, Türkiye’de ortaya çıkan gerçekler, bizden en az on yıl önce İtalya’da varlığı keşfedilen çetenin bizde de varolduğunu açığa vuruyordu. Gladio keşfedilince İtalya’da ne yaşandıysa, son üç yıldır bizde de yaşanan o. Gladio üyesinin bankerle ilgili öngörüsü, Mustafa Duyar’ın kafasından da geçmiş midir acaba? Geçmiş olmalı ki, kendisini ellerine teslim ettiği kişilere pişmanlık yasasından yararlandırmaları için baskı yapıp duruyordu.

Sabancı Merkezi’nin 25. katına babasının evi gibi girip Özdemir Sabancı, Nilgün Hasefe ve Haluk Görgün’ü öldüren üç kişilik timin üyesiydi. Mustafa Duyar’ın; olaydan yaklaşık bir yıl sonra birdenbire Suriye’nin başkenti Şam’da kendisini almaya gelen yetkililere teslim olduğu duyulmuştu. Kayıtlara göre DHKP-C üyesi olan Mustafa Duyar, cinayet mahallinde yapılan tatbikatta, büyük bir soğukkanlılıkla eylemi üstlenmişti.

İyi de, Susurluk kazasının ortaya döktüğü pisliklerle Mustafa Duyar arasında ne gibi bir ilişki olabilir ki?

Sabancı Cinayeti ile Susurluk arasında ilişkiyi ilk kuran, Alaaddin Çakıcı ile defalarca telefon konuşması yaptığı anlaşıldığı için milletvekilliğinden istifa etmek zorunda kalan Eyüp Aşık’tı. Duyar, Şam’da teslim olmadan önce, kendisini arayarak, “Cinayette kullandığımız Baretta marka tabanca, Sedat Bucak’ın Susurluk’ta kaza yapan otomobilinden çıkan silâhtı” demiş Eyüp Aşık’a. Cinayetten sonra namlusunu değiştirmişler Baretta’nın…

Önceki gün Afyon Cezaevi’nde Karagümrük çetesi tarafından öldürülen Mustafa Duyar ile ilgili geçmişte çok yazı yazdım. Kendiliğinden teslim oluşundan, üç kişiyi öldürdüğünü kılı kıpırdamadan itiraf ettiği halde o sırada yürürlükten kalkmış pişmanlık yasasından yararlandırılmak istenmesine kadar bir dizi esrarengiz olay bu vesileyi vermişti.

Susurluk Komisyonu önünde ifade veren JİTEM’ci astsubay Hüseyin Oğuz, Duyar’ı Şam’dan getiren ekibin başındaki kişinin kimliğini açıklamıştı: Meşhur Yeşil. O sırada komisyon çalışmalarını günü gününe nakleden, alınan ifadeleri 24 saat geçmeden yayınlayan basında yer verilen “Mustafa Duyar’ı Şam’dan Yeşil getirdi” cümlesi, ne hikmetse, komisyon raporuna girmedi. Buna karşılık, komisyon önüne çıkan dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, kontrespiyonaj konusunda sorgulama yetkisinin MİT’te olduğunu belirttikten sonra, “Sabancı cinayeti sanığı Mustafa Duyar’ı da kontrespiyonaj kapsamında sorguladık” demişti komisyon önünde; bu cümle rapora girdi. O zaman, bu çarpıcı duruma işaret edip, “Mustafa Duyar, suikastın başından itibaren bilinen kimliğiyle ‘DHKP-C militanı’ değil de bir başka ülkenin casusu mu yani?” diye sormuştum…

Dedim ya, bu olayda esrarengiz pek çok yön var.

Hem aleni esrarengizlikleri, hem de gözümüze henüz çarpmayan çelişkileri açıklamaya yarayacak esas gelişme, çeteleri ve çalışma usullerini bilen devlet görevlilerinden biri veya bir kaçının, tıpkı İtalya’daki Gladio’nun bazı üyeleri gibi, konuşmaya karar vermeleridir. Mehmet Eymür, Korkut Eken veya Mehmet Ağar bildiklerini anlatırlarsa, eminim, yer yerinden oynayacaktır.

İkinci beklentim iki yıl gecikmeyle de olsa gerçekleştiğine göre, birilerinin bildiklerini bizimle paylaşacakları beklentime de bir gün sıra gelebilir umudundayım.

You may also like...