Benden hatırlatması

Herhalde size de öyle geliyordur: Bu seçimlerde seçilecek yerlerden başörtülü kadın aday gösteren FP sanki bundan rahatsızmış gibi davranıyor… İkili konuşmalarda bunu hissediyorsunuz; endişeler gazetelere de yansıyor… Başörtülü kadın adaylar çekilseler FP rahatlayacak…

Neden acaba? Kadın aday göstermeye ve bu adayların bazısının başörtülü olmasına herhalde uzun uzun düşündükten sonra karar verilmiştir. Adaylar ilan edildikten sonra, ne oldu da, FP yönetimi pişmanlık duymaya başladı?

Bu sorunun tek kelimelik bir cevabı var: Medya… Aday listeleri açıklandıktan sonra gazetelerde çıkan haber ve yorumlar, televizyonlarda yapılan yayınlar FP’yi ürkütmüşe benziyor. Başörtülü milletvekilinin varlığını ‘rejime ihanet’ olarak göstermeye kadar varan yorumlar, hiç değilse bazı FP’lileri, “Keşke yapmasaydık” noktasına getirdi.

Oysa, bizde medya, FP’nin de içinde bulunduğu kesim ne yapsa beğenmez. Sözgelimi, şimdi başörtülü kadın aday gösterilmesine karşı çıkanlar, dört yıl önce yapılan seçim öncesinde RP’nin kadın aday göstermemesini kınıyorlardı. RP/FP çizgisinden gelenler yakın geçmişi unutmuşa benziyor. En iyisi biraz arşiv fareliği yapıp bellek tazelemek:

Basınımızın en kıdemli kadın yazarı şunları yazmıştı: “Ama öfkemin en büyüğü RP’ye. Bugüne dek RP’nin güçlenmesinde en faal ve etkin rol oynayan kadınlardı. Örgütlenme çalışmalarında, kendi saflarına çekmek istedikleri öğrencilere burs sağlamaya, semt semt, mahalle mahalle, kapı kapı dolaşıp erzak dağıtıp yandaş toplayan kadınlardı. Özetle en çok ‘kullanılan’ kadınlardı. Ve RP listelerinde tek kadın aday yok. İki kez ‘kullanıldılar’, iki kez sömürüldüler. (Zeynep Oral, Milliyet, 30 Kasım 1995)

Feminist yazarın dili daha da keskin: “Refah Partisi ise içlerinde en yüzsüz olanı. O ‘inanmış’ militan kadınları basında kullandılar ve sonra dediler ki, ‘Meclis’te kadınların ne işi var?’ O kadınlar da bir tuhaf, hanfendiciğim sen bilmiyor musun Refah’ın zihniyetine göre kadınların hiçbir yerde hiçbir işleri yok, siz önce Allah’ın sonra kocanızın emrindesiniz, bunu bilmiyor musunuz? Sizi yüksek okullara gönderiyorlar, üniversitelerde türban kavgası içine sokup ortalığı karıştırarak yine sizin sayenizde propagandalarını yapıyorlar. (..) İşte somut olarak gördünüz, oy toplamak için sizi ev ev dolaştırıyorlar, çalıştırıyorlar, ama size o kadar inançları yok ki, aralarına bile almıyorlar. Eğer ‘Meclise türbanlı kadın girer mi girmez mi?’ diye bir kavga başlatmanın yararlı olacağını düşünselerdi bir kadın eşantiyon da onlar isterlerdi, ama nedense şimdilik bu kavgayı uygun görmediler. Talihinize küsün. Şimdi devam edin bakalım sizi ‘adam’ yerine koymayan partiniz için çalışmaya… Oylarınızı da Refah’a verin, kadını insan yerine koymayan ama kuracağı düzene adil diyen partiye koşun. (Duygu Asena, Milliyet, 30 Kasım 1995).

Erkek yazarlar da geri kalmamıştı o günlerde: “Ama şimdi gelinen nokta, bu dinci çevrelerin maskesini bir kere daha düşürdü. Kadına çok önem verdiklerini söyleyen, bu nedenle de üzerlerine çarşaf geçirdikleri kadınları sözde demokrasi uğruna sokağa döken Refah 24 Aralık seçimleri için tek bir kadın aday bile gösteremedi. Refah Partisi’nin en büyük sahtekarlığı kadınlar konusunda oldu. Hiçbir parti kadınları Refah Partisi kadar kullanmadı. Dışarıdan bakınca zannedersiniz ki Refah’ta kadın çok önemlidir. Sokaklarda, üniversite önlerinde, panellerde, açık oturumlarda, kitap fuarlarında, TV’lerdeki siyasi programlarda, dergilerin sayfalarında, gazete sütunlarında hep Refahlı kadınları gördük. (..) Aslında şarlatanlık burada işte. Kadınlar unutulmadı. Refah zihniyeti içinde kadının yeri yok ki unutulsun. Kadınlar Refah zihniyetinde kullanılan birer varlık. Hedefe gitmek için kadınlardan sonuna kadar yararlanılır ama iş gerçekten bir şeyler yapmaya gelince kadının yeri evi oluverir.” (Can Ataklı, Sabah, 2 Aralık 1995)

Sabah’ınki devreye girer de, Hürriyet’in erkek yazarı durur mu? O da ağzına geleni söylemiş: “Kadın adaylar konusunda da Hoca’nın partisi feci bir çuvallama sergiliyor. Hoca ve talebeleri kadınların başlarının tacı olduğunu her yerde, her fırsatta söylüyorlar, ama sıra listelere gelince kadınları afaroz ediyorlar. Hoca bu konuda konuşmamak için basından bucak bucak kaçıyor. Ama el altında da şöyle bir gerekçeyi kulaklara fısıldıyor: ‘Muhterem kardeşim. Türkiye bu meseleye henüz hazır değil. Kadınlarımızı yüce Meclise sokarsak başörtüleri sorun olacak.’ Partinin örgütlenmesine gerçekten büyük emek veren RP’li kadınlar bu gerekçeyi duyunca bağırlarına taş basıp ‘Haa… Meğer Hocamızın bir bildiği varmış’ diyerek susuyorlar.” (Tufan Türenç, Hürriyet, 6 Aralık 1995)

Hasan Pulur’un o günlerde ne yazdığını merak etmiyor musunuz? “Bir de Refah Partili kadınlar sorunu var… Ne olmuş? Refah Partisi yönetimi kadınlardan hiç aday göstermemiş… Bunun tasası kime düşer? Herhalde Refah Partili kadınlara düşer… Kendilerine ikinci sınıf insan muamelesi yapılmasına razıysalar, kime ne? Onlar düşünsünler…” (Hasan Pulur, Milliyet, 3 Aralık 1995)

Kadın adayları listelerden çıkarın, şimdi onların varlığını ‘rejime meydan okuma’ olarak takdim edenler, hemen eski telden çalmaya başlarlar. Benden hatırlatması.

You may also like...