Gazeteciden siyasetçi olur mu?

En son örneği MÜSİAD’ın 28 Şubat’ı tartıştırmak için düzenlediği yemekli toplantıda, siyasi strateji uzmanı Erhan Göksel’in, bana dönerek, “Neden aday olmadın?” diye sorması sırasında yaşadım; anlaşılan bir çok kişi, belli bir kıdeme erişen gazetecilerin kapağı Meclis’e atmasının gerekliliğine inanıyor. Listeler açıklanmadan önce, “Düşünmüyorum”, açıklandıktan sonra “Düşünmedim bile” cevabını vermekten dilimde tüy bitti.

Gerekçemi buraya da kaydedeyim: Benim durumum, nefis yemekleri pişirene kadar iştahı kaçan aşçıya benziyor; siyasete o kadar yakın duruyorum ki, içine girmeyi midem kaldırmıyor… Tek bir kişinin iki dudağı arasına bakmak, kalabalıkların karşısına geçip gönlüne yatmayan vaadlerde bulunmak, Meclis’e girince bütün varlığın bir parmağa indirgendiğini görüp susmak, ciğeri beş para etmez kişiler tarafından istiskal edilmek, hakaretlere varan imâlara maruz kalmak… Bunlar bana göre şeyler değil.

Ünlü İngiliz gazeteci Martin Walker, gazetesini temsil ettiği Washington’dan ayrılırken, ‘The President They Deserve’ (Hak ettikleri başkan) adıyla bir kitap yazdı. Kitabın bir bölümü Clinton yönetiminin medya ilişkilerine ayrılmış. İngiliz gazeteci, Reagan ve Bush dönemlerinde Beyaz Saray basın sözcüsü olan Marlin Fitzwater’a atfen, iktidar-basın ilişkileriyle ilgili altın kuralları, biraz da siyasilere akıl verecek biçimde, sıralamış orada (s. 195): “Basın hiçbir zaman yok edilemez.”; bu birinci kural. İkinci kural acımasız: “Basın karşısında, gerekiyorsa, boynun kıldan ince olacak…” Üçüncü kural biraz eğlenceli: “Gâlip gelmek demek, senin de yaşama hakkın olduğuna basını ikna etmen demektir…”

Bir çok demokratik ülkede, ‘dördüncü kuvvet’, emin olun, diğer kuvvetlerden daha güçlüdür; diğerlerinin görevi samimiyet ve dürüstlüklerini basına ispatlamaktır sanki. Bu yüzdendir ki, medya mensupları arasında, adaylığını koyup kapağı parlamentoya atacak kadar siyasete ilgi duyan pek çıkmaz oralarda. Benim bildiğim nâdir örneklerden biri, yolsuzluğa adı karışan bir milletvekilini protesto için aday olup seçilen BBC’nin uluslararası muhabiri Martin Bell’dir. Başka? Aklıma gelmiyor…

Gürültüsü fazla çıkan yöneticisi sebebiyle ‘Jet-Pa’ adlı kuruluşun adayları herkesin dilinde. “Para gücüyle milletvekilliği satın alınır mı?” sorusu manşetlerden inmiyor. Parayla milletvekilliği koltuğu satın almak gerçekten iğrenç bir şey. Ancak, listelere yakından bakıldığında, buna heveslenenlerin epey fazla olduğu görülüyor…

Bir büyük basın grubunun patronu, bana, “Bu seçimde biz hiçbir partiyi desteklemeyeceğiz, bunu da en baştan deklare edeceğiz” demişti. Deklare etmelerini hâlâ bekliyorum. Eğer “Bütün partilere eşit mesafedeyiz” açıklaması yapılırsa, iyi bilin ki, bu, meslek ilkelerine saygı sebebiyle olmayacak; hemen her medya kuruluşunun partilerden adayları var da, bu sebeple tek bir partiye angaje görünmek işlerine gelmeyecek…

Sabah Grubu’nu ele alalım. Şu anda turizm bakanlığı koltuğunda oturan Ahmet Tan ile dışişleri bakanı İsmail Cem hâlâ Sabah bordrosunda görünen siyasetçiler… Çalışma bakanı Hakan Tartan, Meclis başkanvekili Uluç Gürkan da Meclis’e girmeden önce Sabah kadrosundaydılar. Bunlar DSP’deki Sabah’çılar…

ANAP, Sabah Grubu’nu mutlu etmek için Bursa örgütünü karıştırmayı bile göze aldı ve grubun üçüncü ismi Kenan Sönmez’i oradan aday gösterdi. Karadenizli Kenan Bey, Bursa’dan seçilip Ankara’ya gelecek ve İstanbul’daki şirketlerin işleri daha iyi yürüsün diye çaba gösterecek…

Sabah Grubu’nun politikacı-gazetecileri sadece DSP ve ANAP’ta yer almıyorlar. İstanbul’da, Tansu Çiller’in seçim bölgesinde, liderin hemen altındaki ikinci sırada aday gösterilen Timur Özkan’ın, Çiller Ailesi’ne yakın gazete patronu Mustafa Özkan’ın oğlu olmak dışında bir özelliği daha var: Sabah’ta çalışıyor… Sabah Grubu CHP’yi de ihmal etmiş değil; yeniden ilk göz ağrısı Sabah’a dönen Zülfü Livaneli CHP İstanbul adayı… Sabah’ın politik eğilimini Meclis’e girme aşamasına vardırmamış birkaç yazarı kaldı; diğerlerinin hepsi, kartvizitlerine “DSP milletvekili – Sabah yazarı”, ya da “CHP milletvekili – Sabah yazarı”, veya “ANAP milletvekili – Sabah mali işler başkanı” yazdıracaklar…

Doğan Grubu ya rakibi politik görünmek istemedi, ya da “Bizden bir kişi hepsine bedel” görüşünde. Grubun en önemli isimlerinin başında gelen Birkan Erdal ANAP’tan aday oldu; böylece, Mesut Yılmaz başbakan olduğunda Doğan Grubu’ndan kopup başbakanlık müsteşarlığına gelme baskılarına mâruz kalmaktan kurtuldu. Birkan Erdal’ın, Doğan Grubu’nun çıkarlarına, en az Kenan Sönmez’in Sabah Grubu çıkarlarını koruyacağı kadar sahip çıkacağına eminim.

Türkiye Grubu, önceki dönemler gibi bu dönem de Meclis’te temsil edilemeyecek. Grubun öndegelen isimlerinden Yavuz Özgün DYP’den aday, ama seçilemeyecek bir yere konuldu. Milletvekili olması beklenen Yalçın Özer ise DYP’nin en zayıf olduğu yer olan İstanbul’un belediye başkan adayı…

Bildiğim kadarıyla FP’ye sempati duyan meslektaşlar aday olmak istediler, ama FP gazetecilere rağbet etmedi.

Ben ise, bildiğiniz gibi, burnumu tutarak yemek pişirmeye devam ediyorum; halimden ne kadar memnun olduğumu tahmin edemezsiniz.

You may also like...