Kapalı kapılar ardında

Bana kalsa ben yerimden bile kıpırdamam. Hele, seyahatler böylesine üst üste gelip son bir ay içinde kendi yatağımda nâdiren uyumuş, İran’dan sonra yine yollara düşeceğimi öğrenen kızımdan “Bâri buraya hiç uğrama zahmetine katlanmasan, Tahran’dan Londra’ya gitsen” nazik uyarısını almışsam… Bir kabahatim varsa “Gideyim mi, gitmeyeyim mi?” tereddüdümü bir haberiyle gideren gazetemdir…

Yeni Şafak’ta pazar günü haberini okudunuz, “Londra, Türkiye için hayati öneme sahip toplantılara sahne oluyor” diyordu “Londra’da Türkiye zirvesi” başlıklı haberin spotu ve ekliyordu: “Geçen yıl Türkiye’den sivil ve askeri erkanın katıldığı Türkiye-ABD zirvesinin ardından şimdi de aynı gizlilikte Türkiye-AB zirvesi yapılacak…” Siz kendinizi benim yerime koyunuz: Yeni Şafak’ın böyle duyurduğu toplantıya dâvetli bir gazeteciyseniz, o dakikaya kadar gitmekte tereddüt etseniz bile, haberi okuyunca yerinizde durur muydunuz? Ben de duramadım ve çok önemli isimlerin katıldığı Wilton Park toplantısına koşa koşa gittim.

Wilton Park’ın bir gizliliği yok aslında. 1542 yılında inşa edilmiş Wiston House adlı bir şato, yaklaşık 55 yıldır, daha çok dış politika konulu toplantılar düzenleyen Wilton Park adlı think-tank (araştırma kurumu) tarafından kullanılıyor. Göz görebildiğine yeşilliğin çevrelediği şatoda, size ayrılan odada kalıyor, hafta boyu süren tartışmalı toplantılara katılıyorsunuz. Bizim gibi para talep edilmeyen dâvetliler yanında, toplantıya katılmak için ücret ödeyen (bayağı pahalı bir ücreti var buranın) kişi ve kuruluşlar da var. Düzeni böyle kurmuşlar, kiminden aldıkları ücretle toplantıyı finanse ediyorlar…

Konuşulanların da bir gizliliği yok. Not almak serbest, duyduklarını yazmak da… Dâvet ettiği kişinin gazeteci olduğunu bilenler orada konuşulanların yazılmayacağını düşünmezler elbette. Sadece bir tek kuralı var toplantıların: “Konuşulanların, söyleyenden izin almadan, ona atfen yazılmaması…” Bu da çoğunlukla serbest atış biçiminde geçen bir toplantıda, ilk düşündüğünü üzerinde fazla durmadan hemen söyleyenleri kollamak için mâkul bir kural. “Falanca kişi şunu söyledi” demeden, içeride neler konuşulduğu yazılabiliyor.

Daha önce de konuşmacı olarak katıldığım için biliyordum, bu defa bir kez daha gördüm: Yılda 45 kadar toplantı düzenleyen Wilton Park, başlık olarak, sonraki gün ve aylarda gündemi işgal edecek konuları seçmekte mâhir. Gider gitmez elimize tutuşturulan bu yılın programında ilginç bulduğum toplantı başlıkları oldu: “Parlamenter demokrasi: Mükemmel bir model var mı?”, “Global Sistemde küçük devletler: Gelecek için ne anlam taşıyor?”, “Rusya ve Yeni Avrupa”, “Avrupa’da organize suçla savaş: Suçluların önünde olmak”, “Elektronik çağda demokrasi”, “Ortadoğu’da barış”, “21. Yüzyılda İslâm ve Batı”. Bu başlıklar sizin de ilginizi çekti değil mi? Keşke vaktim olsa, dâvet etseler de bazılarına katılsam!

Türkiye’den bayağı kalbur üstü bir grupla birlikte çağrılı olduğum şimdiki toplantı “Türkiye: Avrupa’daki geleceği?” başlığını taşıyor. Bu başlık altına girebilecek hemen her konuyu gündeme almışlar. Dört gün boyunca şu sorulara cevap aranmakta: Daha yapıcı bir AB-Türkiye ilişkisine nasıl ulaşılabilir? Gümrük Birliği uygulamasında, Türkiye’nin Yunanistan ve Kıbrıs’la ilişkilerinde ilerleme oluyor mu? Türkiye AB’nin siyasi ve sosyal şartlarına cevap veriyor mu? Türkiye’nin adaylığını etkileyen kendi içindeki gelişmeler neler? AB’de yerleşik Türkler ile Türkiye’nin AB-üyesi olmayan komşularının ilişkiler üzerindeki etkisi ne?

Toplantıya en çok dâvetli Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’tan (her iki kısmından) katılıyor. Konuyu ve Türkiye’yi yakından izleyen İngiliz bilimadamları ile çeşitli AB üyesi ülkelerden bürokratlar da var aramızda. Konuşmacılardan ikisi politikacı: ANAP’tan İlhan Kesici ile DSP’den Fırat Dayanıklı. Toplantıda TOSAV Vakfı başkanı Prof. Doğu Ergil, Ankara SBF’den Prof. Yahya Sezai Tezel, Merkez Bankası üst düzey yönetiminden yeni ayrılan Ayşe Berker birer konuşma yaptılar. Dışişleri’nden genel müdür büyükelçi Candan Azer ile KKTC başbakan yardımcısı Mustafa Akıncı ve KKTC Londra temsilcisi Hakkı Müftüzade de tartışmalara katkıda bulundu. Türkiye’den sadece iki gazeteciyiz: Hürriyet’ten Ferai Tınç ve ben…

Böyle toplantılara katılıp bayağı seviyeli konuşmaları dinlerken mutlu oluyorum; özellikle, burada olduğu gibi insanı dinlendiren bir çevrede yapılıyorsa… Ayrılmaya yakın, “Neden bu tür toplantılar bizde de yapılamıyor?” hüznü çöküyor üzerime; bittiğinde, “Yoruldum, kızım takazada haklıymış” bile diyebilirim. Ancak, önümüzdeki günlerde etkisini hissettirecek bir konuyu, aylar öncesinden etraflıca tartışılırken izlemek, katkıda bulunmak, bu arada okurlara ulaştırabilmek hiç de fena olmayan bir duygu.

Kendi kendime söz verdim: “Ben Ankara’dan ayrılınca Türkiye’de yeri göğü titretecek gelişmeler oluyor; en iyisi seçime kadar bir yerlere kıpırdamamak…”

You may also like...