TİKKO seçim istemiyor

radığım açıklamayı en son elime aldığım Milliyet’te buldum. Çankırı valisi Ayhan Çevik’e karşı düzenlenen bombalı saldırının ustaca işlendiği karşılıklı iki sayfanın bir köşesinde yer alan açıklama Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e aitti. Milliyet’in haber başlığı, “Demirel: Bu olay seçimi ertelemez” biçimindeydi.

Haberi o gazetede okuyan okurlar gibi sizin de, kendi kendinize, “Kel alaka?” diye sorduğunuzu tahmin edebiliyorum. Çankırı’daki olayın seçimlerin ertelenmesiyle ne ilgisi olabilir ki? Siz öyle düşünmeye devam edin, edin de, bu ülkenin duyargaları en açık kişilerinin başında geldiği muhakkak Cumhurbaşkanı Demirel’in ilk tepkisini de yabana atmayın.

Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği ülkelerde kullanılan referandum yöntemi bizde bir dizi akıl almaz kurala bağlanmıştır. İki kişi anlaşır, Meclis’i arkasına takar, istediği yasayı çıkartabilir bizde; ancak “Bu konu bütün milleti ilgilendiriyor, bakalım millet bu konuda ne düşünüyor?” diye sormak ve gereğini yerine getirmek kimsenin aklına gelmez. Bu yüzden, kendisini ilgilendiren konularda bile milletin görüşünün alınmadığı bir ülkedir Türkiye.

Buna karşılık, kişiler, kurumlar, gruplar, örgütler, hatta yabancı ülkeler dolaylı yoldan fikir belirtirler burada. Herkes birbirinin ardına dolanıp puan almaya çalışır. Bu yüzden de sıradan bir fikir alışverişiyle çözülebilecek sorunlar bir tür düelloya dönüşür; insanları rövanş alma hevesi kasıp kavurur. Bir bakarsınız, belli bir amaca ulaşmak için çıkılan yolun sonunda, birdenbire farklı bir noktaya gelindiği fark edilir. Dikkat edin, “18 Nisan’da seçim olsun” diye heyecanla parmak kaldıran 488 milletvekilinin üçte biri, imza toplayarak, seçimi erteletmek için Meclis’i toplantıya çağırma çabasındalar bugün. Üç ay önce seçim iyiydi, bugün ise seçim ‘milli güvenlik’ dahil pek çok şeye zararlı.

488 milletvekili “18 Nisanda seçim olsun” kararı için parmak kaldırdıklarında heyecana kapılanlardan biri de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’di. Seçim kararı alan milletvekillerinin vatan ve millet hizmeti yaptıklarını ilan etmişti o gün Süleyman Bey. Bugün ise, onun da verilecek oyu olsa, “Seçim iptal edilsin” diyeceklerin başında Cumhurbaşkanı Demirel geliyor.

Bizde terör örgütleri de kendi bildikleri yöntemle resmi olmayan referandumlara katılırlar. Şu anda “18 Nisanda seçim olsun mu?” konusu resmi olmayan referanduma sunulmuş görünüyor ya, TİKKO örgütü de, kendi çapında bu alandaki oylamaya katılmış oldu işte. Bana sorarsanız, TİKKO’nun oyu seçimin ertelenmesinden yana. Zaten bu yüzden, gazeteci milleti, olayın hemen akabinde, “Bu olay seçimi erteletir mi?” diye sormuş Cumhurbaşkanı Demirel’e; o da durduk yerde değil bu soru üzerine, “Bu olay seçimi erteletmez” demekte.

Türkiye’de sözü ve eylemiyle olayları etkileyebilecek herkes, dolaylı ve resmi olmayan referandumda görüş ve tavrını belirtip duruyor. Duruşlar belli. Oylar açıklandı. İş bundan sonra, kimin sayıca ve bilekçe daha güçlü olduğunun ortaya çıkmasına ve karara kaldı.

Seçimin erteletilmesini isteyenler de, kararlaştırıldığı tarih olan 18 Nisanda olmasını isteyenler de garip yol arkadaşlıkları sergiliyorlar. Biz sadece küskün milletvekillerini ve çabalarını görüp erteletme taraftarlarının onlardan ibaret olduğunu sanıyoruz. Ya da, düne kadar seçime arzulu bildiklerimizin bugün biraz isteksiz davranmalarının ardındaki sebebi, “Rüzgar onlardan yana esmiyor” gibi basit sebeplere bağlıyoruz. Oysa, görünenin ardında görünmeyen kocaman bir dağ var.

Bana “Neden?” diye sormayın. Seçimin 18 Nisanda yapılmasını istemeyenler sadece devletin önemli koltuklarında oturan bir kaç kişiden ve küskün milletvekillerinden ibaret bir cephe değil. TİKKO da, herhalde kendince geçerli bir sebeple, seçimin ertelenmesini arzu ediyor. Bu cepheye, eğer iradesi teke indirilebilirse, Avrupa’yı da katmakta bir mahzur yok bence.

Buna karşılık, mesela PKK’nın, eğer sorma imkanımız olsa “Seçim yapılsın” diyeceğinden eminim. Güneydoğu’da ortaya çıkacak siyasi haritayı bundan sonraki stratejisine uygun buluyor olmasından doğal bir şey düşünemiyorum PKK’nın. Çıkacak sonucu çıkarlarına uygun bulduğunu sandığım ABD de seçimin zamanında yapılmasına arzulu görünüyor. Tabii, ilkeli oldukları için değil, seçimin kendilerine iktidar yolunu açacağından emin olan politikacıları da denklemin bu tarafına yazmakta yarar var.

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) yakın zamana kadar seçime karşı gibiydi; kamuoyu yoklamaları sandıktan fazla ters bir sonuç çıkmayacağını göstermeye başlayınca, MGK’da bir tavır değişikliği kendini belli etti. Öyle sanıyorum ki, şu anda tanığı olduğumuz terör eylemleri dahil bir dizi gelişme, MGK’nın kararını etkileme amacına yönelik. Partileri içine çekecek kitlesel sorunlar işin rengini büsbütün değiştirebilir.

Doğru olan, kendisini ilgilendiren konularda milletin önüne gidip onun görüşünü almaktır; biz milleti görüş sorulmayacak bir ‘yığın’ saydıkça, görüyorsunuz işte, terörist bile fikir beyan etmeye başlıyor.

You may also like...